O9.O1.2009 Şiir Dinletisi

9 Ocak 11. sayı ön kapak


9 ocak 11.sayı arka kapak



Bu hafta dergimiz sadece Erciyes ve Kayseri Şiirlerinden oluşmuştur.
1. BÖLÜM:


Binlerce şaire ilham kaynağı  ve 9 Ocak dinletisine konu olan Erciyes Dağı

 
Erciyes’in Tarihçesi
                Jeologlar, Erciyes'in tarihini 20 milyon yıl öncesine kadar götürürler. Yapılan araştırmalara göre, bugünkü dağ ve çevresi, 20 milyon yıl önce, denizle kaplıydı. Zamanla yerkabuğundaki çatlamalar sonucu, deniz çevresindeki kara parçaları oluştu ve çevre göl halini aldı. Bu iş için milyonlarca yıl geçti ve nihayet l5 milyon yıl kadar önce, bu gölde volkanik patlamalar oldu. ''neojen dönemi'' adı verilen bu devrede meydana gelen bu patlamalar, gölün ortasında bu günkü Erciyes’ten 400 metre daha yüksek koni şeklinde bir dağın oluşmasına sebep oldu. Tepede bulunan krateri iki baca beslediği için, buradan fışkıran lavların iri parçaları göl içerisinde tortulaşarak yeni bir tabaka; ince toz parçaları ise dağın 100 km. ötesine kadar savrularak buralarda kül yığınları meydana getirdi. Bu durum, bu günkü Kayseri’nin çevresindeki hulunan taş ocaklarının teşekkülüne ve Göreme çevresindeki Peri Bacalarının oluşmasına ve özellikle de bimis dediğimiz krater küllerinin çevrede büyük kütleler halinde bulunmasına sebep oldu. Tomarza ve Develi bölgesindeki bimis yatakları, Cırgalan, Güzelyurt, Gesi çevresindeki taş ocakları, ürgüp ve Göremedeki rüzgarın aşındırarak oluşturduğu Peri Bacaları, Erciyes dağının bu dönemde püskürtttüğü lav ve küllerin sonucu meydana geldi. Erciyes dağı, bu ilk oluşumundan sonra, uzlun bir sessizlik dönemine girdi. Bu dönemde, çevresindeki gölün suları çekildi ve kara parçası oluşarak bunda da kırılma ve kaymalar meydana geldi. Tekir Yaylası, Koç Dağı, Sultan Sazlığı teşekkül etti. Dağ, daha sonra yeniden faaliyete geçti. Bunun tarihi de takriben, 2.2-5 milyon yıl önceye rastlar. Bu yeni volk anik hareket, Ali Dağı, Yılanlı Dağı, Beşparmak Dağı ve Kara Siöri dağını meydana getirdi. Bu dönemdeki patlamalarda küçük taş parçaları dağın etrafındaki volkanik tepelerin oluşmasını sağladı. Artık çevre, tamamen kara parçasıdır. Sular çekilerek oluşan arazinin tek bekçisi ise Erciyes'tir. Erciyes Dağı, bu ikinci hareketinden sonra derin bir sessizliğe gömüldü. Bundan takriben bir milyon yıl önceye rastlayan bıı dönem, buzul çağıdır. Erciyes’i de kalın bir buzul tabakası kapladı. Bu; arzın buzullaşma dönemi ya da dördüncü zamanın başlangıcıdır. İnsanoğlu'da bu dönemde ortaya çıktı. Erciyes kendisini, insanoğluna, buzlarla kaplanmış bir halde takdim etti. Bugün o dönemden kalma buz parçalarının yükseklerdeki iki bazat yatağında bulunduğu ifade edilir.
                Yer kabuğunun oluşumu üzerinde araştırma yapan Uzmanlar, Erciyes dağının meydana gelişini böylece anlatırken, onun üçüncü defa ateş püskürttüğü ve bunun da oldukça yeni olduğunu söylerler. Bu konuda en önemli Kaynak da, Miladi takvimin başlangıç dönemine rastlayan yıllarda Kayseri’ye gelen strabon adında bir coğrafyacı, Erciyes dağında kızgın ateş bacalarının bulunduğunu, buradan geceleri lavların çevreye ateş yağdırdığını söyler. Araştırmacılar, bu söylenenlerin doğru olduğunu, Erciyes'in volkanik yapısının bunu gösterdiğini ifade ederler. Bu dönemdeki püskürtmeler sonucu Büyük ve Küçük Kızıltepe’ler ile kefe ve Kırmızı dağlar meydana gelir. Artık ''Sönmüş bir Volkan'' ya da ''İhtiyar bir yanardağ'' olarak Adlandırılan Erciyes, ilk harekete geçtiği dönemin izlerini tamamen kaybetmiştir. İlk bacalar, şimdiki iki büyük zirvenin bulunduğu yerde kaybolmuş ve Dağ, bugünkü şeklini üçüncü ve son faaliyet döneminde almıştır. Dağın, ilk oluşumundaki yüksekliğinden de takriben 400 metre kaybettiği sanılmaktadır. Bu durumun, dağın tek bir volkan yerine, çeşitli volkanlardan meydana gelen bir ''volkanlar topluluğu'' oluşundan kaynaklandığında ayrıca işaret edilmektedir.
                Günümüzde, heybetine rağmen cazip görünüşü, büyüleyici silueti Kayseri yi kucaklayan ihtişamı, onu tabiattan çok, Kayseri'nin vazgeçilmez tek sembolü haline getirmektedir. Üzerine yazılan sayısız şiir de bunun en güzel göstergesidir.
 

 

“Uzaklaştıkça Yakınlaşan, Yakınlaştıkça Uzaklaşan Dağ”
ERCİYES
 
 
 
 
 
         Şehrimin, gönlümün ve başımın tacı Erciyes! /
            Bazı anam olursun ak yazmalı, sevecen, şefkatli ve ben ne zaman düşsem hayatın çakıllı yollarında, ne zaman kanatsam dizlerimi, sana koşarım. Eteğinle silersin göz yaşlarımı ve akan burnumu. Sümüklü haylaz bir çocuk gibi şikayet ederim sana hayatı, sen beni teselli eder, güç verir, yaralarımı sarar, üşüdüysem, içinde gizlediğin közden bir avuç kor koyup gönlümdeki mangala ısıtırsın beni. Sonra vedalaşırım seninle, eteklerinin pilelerine, kıvrımlarına bırakıp kendimi, leğenle kayak yapan çocuklar gibi kayarım eteklerinden inerim Kayseri’ye.
            Sen; öksüzlüğüme ana olursun!
            Bazı bir sevgili olursun. En sadık, en güçlü, en aşık! İçi kor, dışı ayaz sevgili. Arkasına saklanabildiğim tek sevgili. Seller gibi gözlerimden yaş döküldüğünde, başımı omzuna dayadığım, teklifsizce göğsünde ağladığım sevgili.
            Sen; yardan düşmüş kalbime yâr, bana huzur veren tek diyar olursun!
            Kocaman ellerine ellerimi bıraktığımda, avuçlarında ellerimin kaybolduğu vakit;
            Sen;  baba olursun!
          Sen; Sırlarımı şüpheye düşmeden döktüğüm tek dost, sahip olduğum tek akraba olursun!
            Nefes alışını duyarım senin. Kalp atışlarını sayarım.
            Biliyor musun Erciyes? Ne zaman bir başka şehre gitsem, uyandığımda “günaydın” demek için önce seni ararım. Bakarım, yoksun. Bükülüverir boynum öksüz çocuk gibi, kendimi sahipsiz sanırım. İşte o zaman, senin olmadığın her mekan, bana gurbet gibi gelir. Toplar tası tarağı, sana, sılama koşarım.
            Sen sılam olursun, vatan olursun, evim barkım, yuvam olursun!
             

            Bazı da beyaz bir koyuna benzetirim seni. Yanı başında duran Küçük Erciyes’i de  anasının yanında yaylayan sevimli bir kuzuya. Duyarım meleşirsiniz. Yaylalarıma berekettir sesiniz…  

Şehrimizi gezen bir misafirin kaleminden Erciyes ve Kayseri Masalı
“Erciyes'in Tepesinde Kırık Ambar”

Masal bu ya!

Yorgunluktan uyuya kalmışım aşktanem kartanem nartenem... Düşler kurup oturtmuşum, bir de yanık bir türkü tutturmuşum...

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar.
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler.
Annesinin birtanesini hor görmesinler
Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı ben sılamı özledim..
Hem annemi hem babamı ben yarimi özledim..
Babamın atı olsa binse de gelse
Anamın yelkeni olsa uçsa da gelse.

Anadolu’nun incisi Ticaretin merkezi Dünyanın en eski şehirlerinden biri olan Kayseri’nin (eski Mazaka, Kaisareia), göbeğini dövüyordu klasik çağlarda kalmış saatler, ding dong ding dong diye Kapadokya adı verilen bu bölgede...
İçimdeki küçük kız, kendi çocukluğunun içinde ki mahallede Kızılırmağın güneyinde, oyunlar oynuyordu, şarkılar söylüyorlardı arkadaşlarıyla hep bir ağızdan… Şen şakrak sesleri Tuz gölünden Fırat nehrine kadar yankılanıyordu...
Kon kon kelebek okanaklar ilkbaharın günü yapraklarrrrrr diye, zamanın berisinde kon kafe’ de buluştu çok uzaklardan gelmiş şiir gibi dostluklar...

Türkü Bu ya!
Öyle yanık yanık yanıyordu ki aşıkların bağı bostanı aşklarının tutuşmuş ocağı, ocak tüte dursun Erciyes’in tepesinde Beyaz Düşler’im uçuşuyordu....
Her biri, bir melek kanadında uykusuz yatıyordu...
O uykusuzluk ki Hasan dağına oduna giden Hasanın da yarinin de yüreğini sızlatıyordu...
Hani dedim ya düşlerin kırık ambarındayım...
Kırık ambar ki

Off offf Gesi bağlarını dolanıyorum
Yitirdim yarimi anam aranıyorum

Feryat figan aşıklar, şifasını arayan kara sevdalılar yar yar diye, İpek halılarla yol yol olup, geçmişler hepsi Gesi bağlarından...
Her biri bir karanfil, her karanfilde bir kadın tutuşmuş Erciyes’in en tepesinde... Allı morlu karanfiller hepsi beyaz giymiş, Erciyes` in kızı gelin olmuş, gülüşleri buz tutmuş yüreğimin inci mercan zirvesinde...
Düşüm şifa arar Kayseri’ nin göbeğinde...
Selçuklu Sultanı Kılıçarslan kızı derler, Gevher Nesibe Sultan haber salmış, vasiyet etmiş Gıyaseddin Keyhusrev’e yapması için bir tıp mektebi gelen giden almış şifayı hikmeti...
Kendiside yatıyor şimdi içinde...

Masalsı nedenlerim bir yana, çağların, krallıkların ilgisini çekmiş, ünü yayılmış, bebelerin tıngır mıngır beşiği olmuş bu Kayseri...
O bebeler ki dedeleri isimler okumuş kulaklarına ezanlarla, soy sop olmuşlar Kayseri’ ye, Dünya`ya nam salmışlar...
 
 

Eşi benzeri olmayan eserlerin baş aşığı Mimar Sinan, Dadaloğlu, Aşık Seyrani, Erkiletli Aşık Hasan, ya Hoca Nasrettin’ e ne demeli?

 
Gitmez mi Tuz gölüne Sarımsaklı yoğurt mayalamaya canı mantı çekti yine...
Uyanırken düşümden, Seyyid Burhanettin Hüseyni Hz.’ Ni, Mevlana` yı, Battal Gazi’ yi, Yunus Emre’ yi, Zeynel Abidin’ i, İmrül Kays’ ı Eski Tunç, Hitit, Frig devrinin ağaları, beyleri, Helenistik dönemin Helenleri aşkları, Roma Bizans Kralları, Selçuklu beyleri, Osmanlı Padişahları ve Cumhuriyet dönemine birden dönmem mi içimdeki düşümde...

Mustafa Kemal ve Silah arkadaşları şehitlerimiz ellerindeki umut adını verdikleri karanfilleri saçtılar geri dönüşü olmayan aleme...

Ayrılık iyice tutuştu Erciyes kan ağlıyor yüreğimin eteklerinde içime su serper gibi ışık saçıldı göz evimde, hocaların hocası Seyyid Burhanettin Hazretlerinin Mevlana`ya öğütlerini okuyordum dualarımla sessizce...

Akli, nakli, kesbi ve keşfi bütün ilimlerde eşi bulunmaz bir insan oldun...

Bu halinle manevi sırları bilmede,hakikat ehlinin siretlerini çözmede, gizli olan sırları keşifte, velilerin parmakla gösterdikleri kişi oldun...

Gerçekten şimdiye kadar gelmiş geçmiş bütün şeyhler ve hakikati görenler, senin gibi bir padişahın huzuruna nasıl ulaşmak ve senin vuslata nasıl ulaştığını öğrenmek için hayret ve şaşkınlık içinde gelip geçtiler...

Dünya ve ahirette Allah’a hamd olsun ki, zayıf ve arık olan bu kul, bu ebedi saadet ve devlete erişip, senin bu halini görmüştür...

Bismillah diyerek yürü!

İnsanların ruhunu taze ve hat ve hesapsız bir rahmete boğ.

Bu sure aleminin ölülerini kendi mana aşkınla dirilt!

Ey ihlas sahibi!

Tarih 22 Kasım 2005 Zamanı / Her şeyden kaçmak kolay da kendi nefsinden kaçmak zordur zamanı......
Seyyid Burhanettin Hüseyni Hz.
’’Kayseri`yi bizlere her türlü güzel ahengiyle yaşatan, vesile olan ve emeği geçen yüreğiyle ışık saçan gönül dostlarıma ve dostluğu şiir bilip kendi yaşadıkları şehirlerden edebiyat kardeşliğiyle kucaklaşmayı arzu edip, gelip sunan Hanımefendilere, Beyefendilere teşekkür ederim...

Sevgim saygım hayır dualarımla, tek tek selamlıyorum sizleri efendim...

Melekler yüreğinizden öpsün.

                                                                                      Sabiha Rana






Betül Övünç açılış konuşmasını yaptı


Kayseri Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Sayın Mustafa Yalçın Bey; dinletiyle ilgili düşüncelerini anlattı: Bir zamanlar 8 - 10 kişi ile başladığımız şiir dinletisi için bu mekanı Kayseri şairlerine tahsis eden Sayın Mustafa Yalçın, KAYSERİ ŞİİR AKŞAMLARI YÖNETİM KURULU göreve başladıktan sonra yapılan çalışmalar sonucu, şu an salonun tıklım tıklım dolduğunu görünce memnuniyetini dile getirdi ve artık bu salona sığmaz hale geldiğimizi, ilerde daha geniş salonlar tahsis edeceğini söyledi.


Şair Deniz Dengiz Şimşek "Erciyes" isimli şiirini okudu


Şair İsmail Adil Şahin "Erciyes" isimli şiirini okudu


ŞairAli Kırbıyık "Kayseri'ye Gel Gadasını" isimli şiirini okudu


Ozan Erbabi "Kayseri'yle Dertleşme" şiirini okudu




Şair Bekir Balaban "Erciyes Dağına" isimli şiirini okudu


Şair A. Rıza Navruz "Erciyes" isimli şiirini okudu


Şair A. Kadir Göçmen "Kayseri" isimli şiirini okudu


Şair Bünyamin Feyzioğlu "Konuş Erciyes" isimli şiirini okudu


Şair Süleyman Akbaş "Erciyes" isimli şiirini okudu


Şair Hikmet Durkut "Erciyes" isimli şiirini okudu



...............................................................................

2. BÖLÜM:


Halk müziği sanatçısı Nihat İşman iki güzel Kayseri türküsü söyledi


Konu Kayseri ve de türküler Kayseri türküsü olunca seyircilerimiz dayanamadı...


Ozan Tarhani de kendi bestesini seslendirdi.


Kayseri'nin tek halk filozofu Ömer Çolakoğlu her biri ibret değerinde olan yaşadığı hatıralarını anlattı.


Yakın bir zamanda şiir kitabı çıkan şair Ali Yağmur'un kitabı ile ilgili olarak, A. Rıza Navruz kendisi ile bir söyleşi yaptı ve "Yağmur Adam" ı anlattı.


Tv proğramı sunucusu Öngün Yıldırım, Aşık Ziya Şahin'in "Zaman Bahçesi" şiirini seslendirdi.


Şair Adem Kozanoğlu  "Adın Kayseri'dir Tadın Erciyes" isimli şiirini okudu


Şair Ali Baş şiirini seslendirirken.


Aşık Cefai şiirini seslendirdi.


Şair Mehmet Ali Gül "Kayseri" isimli şiirini okudu


Şair Duran Tamer şiirini okurken


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Değerli sunucumuz Ali Peker


Mustafa Yalçın Bey, Halk Filozofu Ömer Çolakoğlu ile


Yerel Basınımızdan KAMPÜS TV proğramımıza çekim için geldiler.


Kayseri Hakimiyet Gazetesi'nin değerli temsilcisi Gazeteci Yüksel Kalkan Bey, Kayseri şairlerini hiç yalnız bırakmadı.


İki taşlama şairi; Ozan Erbabi ile Abdullah Erkal; kime taşlama yazacaklarını konuşuoyrlar...
 

Şair Abdullah Erkal ve salonumuzun görevlisi, mis gibi çayları ile ünlü Yahya kardeşimiz.



GECEDE OKUNAN ŞİİRLER:

 

 

 

 

 

Erciyes

Sevgisi işlemiş her yerimize
Gurbette gözümde tüter Erciyes
Germiş kanatları Kayseri’mize
Sanki nöbetini tutar Erciyes

Sıkılsam bakınca içim açılır
Yüreğime neşe huzur saçılır
Bin dağın içinde olsa seçilir
Canıma canını katar Erciyes
 
Yılkı atlarıyla orda koşarsın
Ağustosta ayaz vurur, şaşarsın
Tekirde dostlarla keyif yaşarsın
Gelmezsen kaşını çatar Erciyes

Erimez karıyla bir gelin başı
Dondurur vallahi gözdeki yaşı
Yıldızların dünyadaki sırdaşı
Hasreti yüreğe batar Erciyes
 
Deniz’im, sözünü burda bitirdi
Sizlere Gazi ‘den selam getirdi
O Yüce sevdası kalbe oturdu
Ozanın gönlünde yatar Erciyes
                        Deniz Dengiz ŞİMŞEK

 

ERCİYES
 
Efendim, Erciyes’e şiir söylesem,
Tekir yaylasında kalsam yaylasam.
Çıksam zirvesine, seyir eylesem,
Beni çok etkiler kesin Erciyes.
 
Kimseler bilemez, nerede yaşın,
Gökyüzüne doğru uzanır başın.
Bulunmaz benzerin, olamaz eşin,
Sürekli zirvende pusun Erciyes.
 
Kayseri dedin mi Erciyes gelir,
Binlerce insanım burada kalır.
Temiz havasını buradan alır,
Kimselere olmaz küsün Erciyes.
 
Şöhretin var, tarihlere yazılır,
Şahinlerin üzerine süzülür.
Ormanın kesilmiş, insan üzülür,
Belli sitemin var yasın Erciyes.
 
Zirveye çıkmaya insan erinir,
Kış ayları beyazlara bürünür.
Bir gelin misali berrak görünür,
Görülmeye değer sisin Erciyes.
 
Ünün gitti, sınırları aşıyor,
Gelip gören görkemine şaşıyor.
Tekir yaylasında insan üşüyor,
Mükemmel konumda hasın Erciyes.
 
Baş kaldırın gökyüzüne uzanır,
Yaz baharda çiçeklere bezenir.
“Ben Everest’im” der de özenir,
Dehalar üstünde nesin Erciyes.
 
Halit Doğan hayranına seslenir,
Seni gören akıllanır, uslanır.
Kış gününde beyazlanır, süslenir,
Sınırları aşar sesin Erciyes.
                                   Halit DOĞAN
 
 
 
 
Kayseri’yle Dertleşme
 
Yine sana seslendim; dinle Koca Kayseri,
Neden yüzlerimizi hep uzağa çevirdik?
Dik dururduk, Erciyes gibi, Yüce Kayseri,
Başımızı yukardan, bak ayağa çevirdik.
 
Şikâyetim olmadı, şimdiye kadar senden,
Düne kadar razıydık; ben senden, sen de benden.
Derdim; ayıran ile, bizi aynı bedenden,
Gayrı yollarımızı son durağa çevirdik.
 
Sana sitem ettim ya, bizdeydi suçun çoğu,
Artık Kayserili’nin paradır varı yoğu.
Saygı, sevgi yerine çoğaldı gıybet, koğu,
Yeni nesli sorumsuz bir kuşağa çevirdik.
 
Asla değer vermedik kültür, sanat, bilime,
Bünyan’daki halıya, Avşar’daki kilime.
Pastırmaya gelince, kâr koyduk her dilime,
Gözümüzü mantıya ve sumağa çevirdik.
 
Kayseri’nin özünü yerle bir ettik, yerle,
Anılırdı ilçeler, her biri bir değerle.
Erkilet’in tarihe geçmişti türkülerle,
Gesi’ni betonlarla viran bağa çevirdik.
 
Evliyan, şehitlerin Hak katına yürürken,
Melik Gazi’n, Seyrani’n gönülleri bürürken.
Sembol için önünde Burhanettin dururken,
İşi çaman, sucuğa, sarımsağa çevirdik.
 
Erciyes’in önemi anlatılmaz saymakla,
Tanıtımı yapılmaz iki otel koymakla.
Üstünde üç beş kişi öyle kızak kaymakla,
Sanki Palandöken’e, Uludağ’a çevirdik.
 
Birçoğu geçimini sağlar esnaflık ile,
Kurnazlığın söylenir yıllardır dilden dile.
Fiyatını kesmeden alınmaz çorap bile,
Ticarette dümeni pazarlığa çevirdik.
 
Sakın haa dokunmasın, ERBABİ’nin sözleri,
Yok ikinci vatanı, yok ikinci Kayseri.
Sana tercih edecek, dünyada ki tek yeri,
Üstünde iki metre bir toprağa çevirdik.
                                   OZAN ERBABİ
 
 
 
 
Adın Kayseri
 
Ayırmak mümkün mü birin birinden?
Adın Kayseri’dir, tadın Erciyes.
Tarih kokar kümbetinden, surundan,
Adın Kayseri’dir, tadın Erciyes.
 
İpek Yol geçer ezelden beri,
Hanı, hamamıyla hâlâ dipdiri.
Her dalda zirveden kalmadın geri,
Adın Kayseri’dir, tadın Erciyes.
 
Nice uygarlıklar geldi kuruldu,
Mabetlerin Selçuklu’yla dirildi.
Dünyada ticaret senden sorld,
Adın Kayseri’dir, tadın Erciyes.
 
Bağrında yatıyor pirlerin fahri,
Böyle memleketin çekilir kahrı.
İçanadolu’mun huzurlu şehri,
Adın Kayseri’dir, tadın Erciyes.
 
Güvenle yaslanır bu şehir sana,
Kıyamete kadar olursun ana.
Şefkatin yayılır yedi cihana,
Adın Kayseri’dir, tadın Erciyes.
 
Gönlümün içinde özeldir yerin,
Dört mevsimde yatar üstünde karın.
Karışır baharda beyazın, morun
Adın Kayseri’dir, tadın Erciyes.
 
Çalınır tellerde bağların adı,
Pastırma, sucuğun bambaşka tadı.
Trafikte otuz sekiz’dir kodu,
Adın Kayseri’dir, tadın Erciyes.
 
KOZANOĞLU’m, olmaz bu elde kaygım,
Evliyalar şehri, sonsuzdur saygım.
Aşığım vatana, yoğundur duygum,
Adın Kayseri’dir, tadın Erciyes.
                        Adem KOZANOĞLU
 
 
 
 
Erciyes Dağı’na
 
Zirvedesin, az rastlanır eşine,
Ulaşmak zor düşülse de peşine.
Beyaz duvağını takmış başına,
Düğünü başlayan gelin Erciyes.
 
Sarpsın, fakat geçit verir yolların,
Boş değildir göğüslerin bellerin,
Yazın daha açık cömert ellerin,
Besler Kayseri'yi selin Erciyes.
 
Radarısın Sibirya'dan Yemen'in,
Simgesisin Kayserili demenin,
Dilde destan pastırmayla çamanın,
Nasıldır bilemem balın Erciyes.
 
Toros'tan Binboğa'ya uzanır elin,
Zamantı'yı besler coşunca selin,
Ali Dağ, Yılanlı emrinde gelin,
Kuş Cenneti ise gölün Erciyes.
 
Mademki amirsin, susmasın dilin,
Ruhunu kaybetti halı ve kilim,
Riyaya terk etmiş yerini ilim,
Bitti mi takatin pilin Erciyes.
 
Dumanın hiç eksik olmaz başında,
Yörük Türkmen çadır kurmuş döşünde,
Ötüken’i görür müsün düşünde?
Yoksa elinde mi elin Erciyes.
 
Ben Turan'a sen Kafkas’a hasretsin,
Birleştir elini bu çile bitsin,
Kaşgarlı Mahmut'un duası etsin,
Çözülür belki de dilin Erciyes.
 
Balaban'ım göz açınca dünyada,
İz arardım Yes şehrinde Konya'da,
Aktır saçın dik tut başın dünyada,
Dökülse de yoktur kelin Erciyes.
                                   Bekir BALABAN
 
 
E r c i y e s
 
Başında ak yazmanla namusun timsâlisin,
Altın gibi değerli, kumun, taşın Erciyes,
İçin kor, dışın ayaz, sen de benim gibisin,
Eğemezler eğilmez dimdik başın Erciyes…
 
 
Hep sana koşuyorum ne zaman düşsem dara,
Başımı dayıyorum göğsünde yanan hara,
Bazen gülümsüyorken ettiğim ah-u zara,
Bazen de sert sıfatın, çatık kaşın Erciyes..
 
Her sabah ilk günaydın sana çıkar dilimden,
İlmek ilmek dokundum, gönlündeki kilimden,
Bir vefa göremedim, aşktan, meşkten, ilimden,
Aç ruhumu doyuran senin aşın Erciyes… 
 
Gün olur matemlere bürünür tüm bedenin,
Duasını beklersin Burhanettin dedenin,
Şerri kendine döner, sana şer söz edenin,
Beni hep için yakar, eli; dışın Erciyes…
 
Senden başka ne dostum, ne yarenin var benim,
Sen olmasan bu şehir, bedenime dar benim,
Yaylandaki çimenin, başındaki kar benim,
Gönlüme berekettir yazın kışın Erciyes…
 
Senden hiç gidemedim, hep yürüdüm beriye,
Ne zaman yola düşsem sen çevirdin geriye,
Dev bir kartal gibisin şu koca Kayseri’ye,
Kol kanat geriyorsun, zordur işin Erciyes..
 
Nazlı bir gelin gibi güzelsin, edalısın,
Beyaz gülde ak damla, karanfilin alısın,
Sanki yasak bir yare gizliden sevdalısın,
Gök bakışlı gözlerin, inci dişin Erciyes…
                                               Betül ÖVÜNÇ
 
 
Konuş Erciyes
 
Biraz Dertleşelim seninle,
Gel sırdaşım, dağ gibi arkadaşım,
Sen anlat derdini, poyraz esintinle,
Bense... aşk yangını sesimle,
Ben ozan olayım, sen keman,
Her şeyi anlatıyor zaten başındaki duman,
Sen de az yanmamışsın bir zamanlar,
Beni geçirdiğim uykusuz geçeler,
Seni kucaklayan bu şehir anlar,
Hadi susma konuş , Erciyes,
Az mı soluduk havanı? Nefes nefes,
Anlat duysunlar,
Yamacındaki bozkır yaylalarını,
Eteklerinden süzülen yeşil ovalarını,
Masallar diyarı peri bacalarını,
Anlat, kuş cenneti sultan sazlığını,
Neden sustun, yine için mi yandı?
Kar mı yağdı zirvene,
Yoksa, eteklerini tipimi dolandı,
Güneş mi süzüldü batıma doğru yanağından,
Kar beyaz rengin, kızıla mı boyandı?
Sana bir sır veriyim mi?
Aslında hep kıskandım seni,
Dimdik duruşunu, heybetli zirveni,
Tek benzer yanımız var, oda iç yangını,
Budur belkide senden vazgeçemememin nedeni...
                                    Bünyamin FEYZİOĞLU
 
Gadanı Alırım

Baban imam durmuş mihrap önüne,
Saf tutsam ardına görünsem ona,
Müezzini olsam girsem gözüne,
Gadanı alırım yarimde bana.

Yiminler iderim çok güzel gızsın,
İsterse abingil bana çok gızsın,
Gonül tandırımın salları gızsın,
Gadanı alırım yarimde bana.

Buraya göçdünüz garpuz zamanı,
Gargalar bastıydı bizim harmanı,
O vakit istedim yarim olmanı,
Gadanı alırım yarimde bana.

Ana goyunlara her gün kis diyom,
Atı goşduruyom sona is diyom,
Ben o ceylan gözlü gızı istiyom,
Gadanı alırım yarimde bana.

Üçgün oldu kustüm eve gitmiyom,
Merak etsinler di haber etmiyom,
Dünürcü gitsinler sana istiyom,
Gadanı alırım yarimde bana.

Bana anam didi ki o gelmez bize,
İnek sağmaz kerpiç yapmaz eemize,
Şeellinin gızı bizim nemize,
Gadanı alırım yarimde bana.

Didiler o sana aşıksa temam,
Lakin istemiyom dirsen ne yapam,
Bari Erciyese aşkıya duram,
Gadanı alırım yarim de bana.
                                   Hilmi ERÇELEBİ
 
 
Kayseri’me
 
Dilerim hiç kimse yurtsuz kalmasın.
Kayserili’yim övünmek gib’olmasın.
Kayseri’ye gelip huzur bulmasın,
Bir tek arkadaşım yoktur ha,yoktur.
 
Kayseri’den başka görmüyor gözüm.
Çok çalışkan olur halkımız bizim.
O’nun için çarpar yüreğim,özüm.
O’ndan ayrı olmak derttir ha,derttir.
 
Her taraf sanayi,fabrika dolmuş.
Köyünden göç eden buraya gelmiş.
Nüfusu çoğalıp,milyonu bulmuş.
Kadını,erkeği merttir ha,merttir.
 
Kayseri’m çok güzel,yaşanacak yer.
Pastırma,mantısı zirvede gezer.
Ticareti ile destanlar yazar.
Kayseri’m civarda tektir ha,tektir.
 
Havası,suyuna alışmayana.
Rekabet etmeyen,yarışmayana.
Ekmek yoktur, gardaş,çalışmayana.
Gözü açık olmak şarttır ha,şarttır
 
Fabrikalar dolu koca ovası.
Yiğitler doğurur,yiğit anası.
Çalışkandır evlatları,babası.
Zenginlerimiz de çoktur ha,çoktur.
 
Becerili, usta, bütün elleri.
Seherde hep ılık eser yelleri.
Erciyes dağının gonca,gülleri.
Astım hatasına doktur ha,doktur.
 
Nörüyon TARHANİ,gadan alayım.
Icıcık da emmim gilde galayım.
Bu nasıl gonuşma,gurban olayım?
Bu da Kayseri’ye özgüdür,haktır.                   
                             Yılmaz TARHAN
 
 
Kayseri’min İncisi
 
Ressam olsa yapamaz resmini,
Sığdıramaz tablolara güzelliğini,
Kış bile terk edemiyor seni,
İçinde durur Kayseri’min gizi
 
Yazar olsa yazamaz seni,
Yazmaya kalksa,yazmaz kalemi,
Heybetinle şaşırtırsın herkesi,
Kamaştırdın sana bakan gözleri.
 
Küçük dağlarınla süslenirsin,
Meşhurdur yağmurlarda sisin,
Çekingen misin ki gizlenirsin?
Bağırsan, kulağımı çınlatır sesin.
 
Bilirim,hala içinde gizlersin öfkeni,
Tarihlerde okuduk dumanını,isini,
İstemem bir daha öfkelenmeni,
Bizim tek dağımızsın,Kayseri’min İncisi.
                                                           Gizem TARHAN
 
 
Erciyes
 
Senin başında duman, benim başımda sevdâ,
İkimiz de yalnızız şu koskoca dünyâda.
 
Alev alev yanardı bir zamanlar başımız,
Düşen aklarla şimdi geçmektedır yaşımız.
 
Yeryüzü bahçesinde açılmış gür bir çiçek,
Kıyâmet baharında bize inat ölecek.
 
Sende gök sonsuzunu delip geçmek hevesi;
Bu heves gönlümün de sevdâ olan gayesi.
 
Yücenin aşkı büyüktür, derdi, mihneti büyük,
Doruktaki sevdadan doğan hasreti büyük.
 
Senin başında duman, benim başımda sevdâ,
AŞK'tan, HASRET'ten başka ne var ki şu dünyada?
                                               İsmail Âdil ŞAHİN
 
 
 
 
                        Erciyes
 
Kayserinin göbeğinde bir taçsın,
Ben Anadoluyum der gibisin Erciyes,
Buz gibi suyunla ruha ilaçsın,
Bulunmaz bir yer gibisin Erciyes.
 
Toz karınla meşhur kayak yerisin,
Olur olmaz nice dağdan birisin,
Sen bir Develisin, sen Kayserisin,
Çiçeklerden ser gibisin Erciyes,
 
Tekir yaylasına oteller konmuş,
Mağrur baş altında buzullar donmuş,
Bir Yanardağ imiş şimdilik sönmüş,
Dağcılara yar gibisin Erciyes.
 
Koyunlar beslenir koyaklarında,
Çobanlar yıkanır savaklarında,
Obalar kurulur duvaklarında,
Bembeyaz bir kar gibisin Erciyes.
 
Bulutlar başında düğün yaparlar,
Kardan yağmurlardan takı takarlar,
Yolcular hikmetle sana bakarlar,
Büyülü bir sır gibisin Erciyes.
                        Hikmet ONAÇ
 
 
  Erciyes
                             
Bakınca benziyor bir nazlı yara
Başında tükenir karı bir ara
Kavuşur Ekim'de zirvesi kara
Ocak'ta turizme hazır Erciyes
 
Her yıl Ağustos'un aynı günü
Tekir Yaylası'na dönüp yönümü
Kurultayla yapıyordum düğünü
Buluyordum orda huzur Erciyes
 
Sana şiir yazmak değil haddime
İlham oldun benden önce ceddime
Nakış nakış dokuyanlar kilime
Resmini aklına kazdı Erciyes
 
Eteğinde bahçeler var bağlar var
Kıblemde dahi sana kıldım karar
Tekir yaylanda arılar bal yapar
Dolaşır hep vızır vızır Erciyes
 
Hisarcık'la Hacılar'ın boyundan
Sazlıklarda besleniyor suyundan
Yılanlı , Alidağ senin soyundan
Olmuşlar yanında vezir Erciyes

Allah senin bol eylemiş rahmetin
Hiç kimseye olmamıstır zahmetin
Doğduğu yeri sorarsan Hikmet'in
Sivas Gemerek'ten SIZIR erciyes
                           Hikmet DURKUT
 
 
 
Erciyes
 
Halini takrire dilin dönse de,
Bir ömür dinlesem seni Erciyes.
Geçmişlere artık mazi dense de,
Başından geçeni bilsem Erciyes.
 
Seninle paylaşsam o asırları.
Bir ben bilsem sakladığın sırları.
Akbaşında esen kasırgaları,
Şu bağrımda tutsak etsem Erciyes.
 
Alparslan’a selam dursak ikimiz.
Kükreyince cihan tutsa sesimiz.
Sade kahve isteyince nefsimiz,
Talas bağlarında içsek Erciyes.
 
Yine Âşık Kerem bize uğrasa.
Bu kez bizden Han Aslıya yol bulsa.
Yanmışların duaları olmasa,
Suyun akmaz, Tekir kurur Erciyes.
 
Göğsündeki gülün, Aslı mı biri?
Kerem yanında mı, canlı ve diri?
Hey dağların hası ve dahi piri,
Sana gelen, sende kalır Erciyes.
 
Türkmen kızı yaylağına konar mı?
Karacoğlan gelip Elif sorar mı?
Damağı çatlamış suya kanar?
Vuslat pınarından versek Erciyes.
 
Moraran başınla bana benzersin.
Meme diye, bulutları emersin.
Tek kelime, -var ya- er oğlu ersin,
Dokunan teninde yanar Erciyes.
 
Yasladım sırtımı, arkamsın deyu.
Nazlanma, ruhumu karın ile yu.
Kem gözlere gelse, Oğuz’un suyu,
Sende filizlenir, durur Erciyes.
                                   Ali Rıza NAVRUZ
 
Erciyes
 
   Şiir ile şairi,
   Buluşturdun Erciyes.
   Açmış gonca gülleri,
   Koklaştırdın Erciyes!
                  Kimi Orta Asya'dan,
                  Destanlar sunar size.
                  Kimi Anadolu'dan,
                  Dizer inciler bize.
   Nal sesleri kokusu,
   Vardır her dizelerde.
   Sanki semazen raksı,
   Görünüyor gözlerde.
                  Bitmeyecek bir sevda,
                  Orada paylaşılır.
                  Herkesten farklı nida,
                  Farklı şey anlaşılır.
    Bu ocağın dumanı,
    Göğe doğru yükselsin.
    Şimdi şiir zamanı,
    İçinden atan gelsin.
                   Şiir ile şairi,
                   Buluşturdu Erciyes.
                   Açmış gonca gülleri,
                   Tanıştırdı ERCİYES!
                                         İbrahim MUCUK
 
 
 
Erciyes

     Beyaz duvağını giymiş başında,
     Söylenir dillerde sözün Erciyes.
     Çok yiğitler mihman oldu döşünde,
     Tepelerin senin kuzun Erciyes.
            Yüksektir celalin dik durur başın,
            Çok şiddetli senin yamandır kışın.
            Bana elmas inan  toprağın taşın,
            Cenneti andırır düzün Erciyes.
      Yaz gelince saran yeşili alı,
      Cemalinde Allah adı yazılı.
      Çiçeklerin verir arıya balı,
      Gelinlik kız gibi nazın Erciyes.
            Çağlayarak akar dökülür selin,
            Kekik gül kokusu savurur yelin.
            Kucak açmış sana Kayseri ilin,
            Ötüşür Turna'lar,Kaz'ın Erciyes.
      Solunda Hisarcık sağın Hacılar,
      Sende kayak kayar kardeş bacılar.
      Derman olur suyun diner acılar,
      Aşımın içinde tuzun Erciyes.
             İlkbahar,güz,yazın sana çıkılır,
             Lale,Sümbül boynun eğmiş bükülür.
             O zirveden dört bir yana bakılır,
             Doğan aya benzer yüzün Erciyes.
      Tekir Yaylası'nda koyunlar otlar,
      Mekan olmuş sana yaylalar yurtlar.
      Sende rızık arar aç kalan kurtlar,
      Volkan dolu senin özün Erciyes.
             Ozan Büryani'yem koyun heyledim,
             Seninle avundum gönül eğledim.
             Ekmeğime katık oldun söyledim,
             Yıkıp çatma kaşın gözün Erciyes.
                OZAN BÜRYANİ / Süleyman AKBAŞ

                     KAYSERİ
 
Erciyes’ten gelen temiz havayı
Kırk bir yıldır ciğerime çekerim
Çocukken terk ettim yurdu yuvayı
Muhabbet dağıtır, sevgi ekerim
 
Önceleri zor gelmişti alıştım
Burada işe girdim, burada çalıştım
Burada kendime bir çığır açtım
Buradaki dostların yanında yerim.
 
Çok şükür burada bir evim oldu
Dostlarıma vefa ödevim oldu
Burada açtı gülüm,burada soldu
Sevinçlere döndü burada kederim
 
Hiç de zor gelmedi çektiğim tasa
Burada tanık oldum has oğlu hasa
Ne yapardım siz dostlarım olmasa
Hepinize çok teşekkür ederim
 
İyi ki köyümden sana gelmişim
Ekmeğimi dostlarımla bölmüşüm
Benim pastırmayla olmaz ki işim
Yiyip çemenimi çok şükür derim
 
Bu dünyaya sende doğmadım amma
Deli yağmur gibi yağmadım amma
Bir zaman kabıma sığmadım amma
Son durağım sen olursun KAYSERİ’m
 
                    Abdulkadir Göçmen
KAYSERİ ŞİİR AKŞAMLARI
 
WEB SİTE
http://kayserisiiraksamlari.tr.gg
E-POSTA
kayserisiiraksamlari@hotmail.com
Reklam
 
ŞİİR AKŞAMLARI
 



More Cool Stuff At POQbum.com

*****



şairler buluşuyor

HABERLER
 
KİMLER GELDİ KİMLER GEÇTİ
 
Sitenizesayac.com
GAZETELER
 
 
Bugün 7 ziyaretçi (59 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=