Betül Övünç-Aynanın Arka Yüzü

AYNANIN ARKA YÜZÜ

Yrd. Doç.Dr. A.Vehbi ECER
Erciyes Ü. Emekli Öğr. Üyesi


Betül Övünç, Aynanın Arka Yüzü, Kayseri, 2007, Laçin Yayınevi, 158 sayfa..

AYNANIN ARKA YÜZÜ Betül Övünç hanımın İhsan Işık’ın Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (Ankara, 2006, VII, 2795) adlı kitabında anlatıldığına göre Kayseri’nin Yeşilhisar ilçesinde doğmuş, 1985 yılında Kayseri Atatürk Lisesini, 1987 yılında Kastamonu Eğitim Yüksek Okulunu bitirmiş. 2000 yılında da Açıköğretim Fakültesi Türkçe Bölümü lisans eğitimini tamamlamış olduğu anlaşılmaktadır.
Doğu Anadolu’da başladığı öğretmenliğine şu anda Kayseri’de devam etmektedir. Duygu Militanı (2003) , Yangınlarda Yalın Yürek (2005) ve en son Aynanın Arka Yüzü (2007) isimli şiir kitapları yayınlandığı tespit edilmiştir.
Kitap adını bir şiirden almamaktadır. Ancak Söz Başı başlığı altında aynanın arka yüzünün gizli sır oluşuna işaretle şiirlerinde aynanın arka yüzünden yansıyanları okuyucularla paylaşmak istediğini ifade eder. Şair kitaptaki şiirleri beş ana bölüme ayırmış. Şekil yönünden hece ve serbest vezin kullanılmış. Uzaklardan Sev Beni başlıklı şiirinin bir dörtlüğü şöyledir:
“Vur alnımın çatından döner isem sözümden/Bu sevda tende değil tâ içimden özümden/Bakışlarını bile esirgeyip gözümden/Mümkünse dokunmadan uzaklardan sev beni…”
Betül Övünç’ün bu kitabında toplumun ortak değerlerinin yansımalarına rastlıyoruz. Ahlakî, ideolojik, kahramanlık, hayırseverlik konuları da şairin toplumun bir ferdi olması bakımından ilgilendirmiştir. Bu konuların işlenmesi, şiir tekniği bakımından mükemmel olabilir, ancak çoğu zaman didaktik (öğretici, öğüt verici) hâle gelebilir. “yavrularımıza” başlıklı şiirin iki kıtasında verilen öğüt şöyledir:
“Doğruluk rehberin, silahın mertlik/En büyük hazinen, kanında Türklük/Koyunluk yakışmaz, yakışır kutluk/Yurduma çakallar dalmasın yavrum…”
“Yoksula ekmek al, zengine vergi, ağır ol tezgahta olma ha sergi/Övgü azdırmasın, batmasın yergi/Gözlerindeki nur solmasın yavrum…”
Bir başka şiirinde vatan sevgisini şöyle anlatır:
“Nasıl sevmem ki…/ Doğuşum onun gözbebeklerinde oldu! /İk nefesimi onun ciğerlerinde soludum…/ Göklerinde kartal oldum / Toprağında başak…/ Dağlarında kurt oldum uludum…/”
Toplumdaki sosyal hastalıklar da şairleri etkiler. Toplumumuzda var olan riyakar, sahtekar, dini ve Tanrıyı çıkarları için kullananlar hakkında yazdığı “Kör Neslinin Kör Nefsi” başlığının son bölümü şöyledir:
“Allah’ı böyle mi kandıracaksın! / Alçaksın! / Kıbleyi yar gözüne indiren fikir! / Daha ne kadar kula tapacaksın? / Nameler dizdiğin bir isme ettiğin zikir! / Secde diye kapandığın kul göğsü! / Söyle! / Dinime imanıma daha neler yapacaksın? / Çarpılacaksın! / Ve ey Rabbim! / Nerede sopan! ? Kula kul tapar olmuş, senin adını kullanıp / Kızılca kıyamet değil midir bu kopan? / Affet Tanrım / Ya ben değilim, ya onlar değil Müslüman”
Bu açık ifadeler toplumun değer yargılarını aktaran şiirlerinin yanında daha romantik, düşünce ağının sembollerle ve imge (hayal) lerle kurulduğu, biraz da kapalılık içeren ve okuyucuları farklı düşüncelere yönlendiren şiirlerin de kitapta yer aldığını görüyoruz. Anlamın arka planda bırakılıp, gerçeğe yakın ifadelerle değil de örtülü bir ifade kullanılmak suretiyle ulaşmayı, çağrıştırmayı sağlamayı amaçlayan mısralar edebiyat tarihindeki sembolik şiirleri hatırlatmaktadır. Edebiyat tarihimizde Ahmet Haşim (1885-1933) ’in sembolizmi için Prof. Dr. Orhan F. Köprülü şu açıklamayı (Türk Klasikleri, İstanbul, 1967, V, 164) yapar:
“Ahmet Haşim şiirde manayı daima arka planda görür, onun için terennüm ve kelimelerin müzik değerleri ön planda yer alır. Ona göre hakiki şiir, herkesin kendine göre zevk alabileceği ve herkesin kendine göre mâna çıkarabileceği şiirdir”
Charles Baudlaire, Stephane Mallarmé, Paul Verlain, Arthur Rimbaud… gibi sembolist şairler gerçeğin yakın ve açık biçimde değil de sembollerle sunulmasını, şiirin manasına okuyanın sezgileriyle yaklaşmasını istedikleri için gerçeği açıktan anlatmazlar, gerçeği semboller, imge (hayal) lerle kapalı bir dille anlatmayı amaçlarlar. Böylece gerçek ve anlam açıkça anlatılmaz, kısaca çağrıştırılır. Ahmet Haşim’in Piyale ve Merdiven şiirlerini hatırlayalım. Charles Baudlaire’in lisede ezbertlettikleri şu dörtlük bir hapishane hücresindeki bir tutuklunun hasretini ve ümidini çağrıştırmaktadır:
“Le ciel est par dessus le toit / Si bleu si calme / Un arbre est par dessus le toit / Berce sa palm”. Türkçesi: “Gökyüzü damın üstünde / Ne kadar mavi ne kadar sakin / Bir ağaç damın üstünde / Dalını sallıyor”
Aynanın Arka Yüzü’nde bir telkin aracı olarak düşünülebilen veya böyle bir şeyi çağrıştıran şiirler vardır. Ama bunların yanında yüce, deney üstü (transcendantal) düzeyde, evrenseli yakalayan mısralara rastlıyoruz. Şairler sadece dilimizi koruyan, kelimelere farklı anlamlar kazandıran, günlük (actuel) olayları aktaran sanatkarlar değil, toplumsal ideallerin gelecek nesillere aktarılmasını sağlayan, idealleri kültürün malı yapan kişilerdir. Şiir bir bilgi kaynağı, haberleşme aracı olmanın dışında hayatın monotonluğundan bir başka dünyaya, bazen heyecana bazen hayale ulaştıran sanat eseridir. Betül Övünç’ün şiirlerinde de insanı hayale, günlük hayatın dışına çağıran simgelerle yüklü mısraları görmekteyiz:
“Avuçlarımdan fışkıran ölü gölgeler / Gözlerimle bir ihanete bakıyor! .. / Göz bileklerimde kur bağdaşını / Üşüyen küllerimi avuçla / Geldiğinde, / Göğün gözleri âmâ, yağmurun elleri ıslak olsun…”
“Aynada gördüğüm bir düş / Kurşun kurşun tepeme yağan / Gümüş yağmurlara dönüştü… / İs damlası gözlerin vardı ya senin / Şafaklar o gözlerde atar / Hani yumsan dünyam bolardı…”
“Sen… / Sen hiç kanatları kırık bir martı olup / Köpek balıkları ile aynı av için / Azgın dalgaları kan köpüklü okyanusa daldın mı? ”
“Bir ayaz kesiği yangın! / Hiç rahat uyutmuyor… / Avuçlarımda bıraktığın / Ak umutlar kararmakta / Dağıldı sabır tesbihi ellerimde / Sabra sabır ekliyorum… / Sen söyle daha neyi bekliyorum? ... / Kavak yelleri gibi / Belâ belâ esiyorum / Gece seni düşünüp / Sonra damarlarımı kesiyorum… / Kan kırmızı oluyor tesellilerin / Soruyorum / Sessizce soruyorum; / Söyle yâr! / Daha neyi bekliyorum…”
“Öksüzlüğünde sensizliğin / Başıma yastıkken düşünceler…/ En orta yerinde tatlı bir düşün; / Sen de uyan! / Sen de düşün”
Betül Övünç’ün “Yalnız Ölmek” başlıklı şiirin başlangıç bölümünden bir parça ile devam edip “Sev Beni” adlı şiirden bir bölümle örnekleri bitirmek istiyorum:
“Gecenin ortasında aniden açıldı mı gözlerin? / Kör bıçkı ile uykularını böldün mü? / Dört duvar / Ve sen / ve ecelin! ! ! / Sen hiç yalnız öldün mü? / Kolay değil gözüm kolay değil / Üşüyen tenine ayazları giymek / Ve sessizce / Ve kimsesizce / Hani halleşeceğin bir can bile yokken / Kolay değil yalnız ölmek! .. / İnan bana kolay değil / Yalnız yaşamaktan daha zor yalnız ölmek”
“Gözün gibi… Özün gibi / Mavi değil, yeşil değil / En sevdiğin elâ gibi sev! / Bahar değil yaz değil / Dört mevsimden öte / Başında tatlı bir belâ gibi sev”
Betül Övünç sanat duyarlılığını kaybetmezse, aynı heyecanı yaşatırsa, yazmaktan usanmazsa yakın zamanda şiir severler, sanat eleştirmenleri evrensel gerçek şiiri yakalayan bir şair olarak onun karşısında selama duracaklar.
Aynanın Arka Yüzü’nü şiir sevenlere tavsiye ederim.

KAYSERİ ŞİİR AKŞAMLARI
 
WEB SİTE
http://kayserisiiraksamlari.tr.gg
E-POSTA
kayserisiiraksamlari@hotmail.com
Reklam
 
ŞİİR AKŞAMLARI
 



More Cool Stuff At POQbum.com

*****



şairler buluşuyor

HABERLER
 
KİMLER GELDİ KİMLER GEÇTİ
 
Sitenizesayac.com
GAZETELER
 
 
Bugün 24 ziyaretçi (29 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=