6 Şubat 2009 Dinletisi












KAYSERİ ŞİİR AKŞAMLARI

6 ŞUBAT 2009 ŞİİR DİNLETİSİ:





 
            Nedir  Bizi Kayseri Şiir Akşamlarına Çeken Sebep?/ Betül ÖVÜNÇ
            Her geçen gün dinleyici ve şair dostlarımızın artışındaki sevinçle oturduğum yerden salonu izledim. Ceplerinde, ellerinde, dosyalarında yüreklerinden kaleme inen sözleri vardı şairlerin. Şiirleri vardı ilmek ilmek dokudukları… hani yazdıktan sonra, o duygu yoğunluğunun verdiği ruh yorgunluğu ile kızarmış gözlerin nurunun döküldüğü şiirler… derin alınan birkaç nefesin rüzgarı ile bazı dizelerinin havaya uçuşup bir daha bulunamadığı belki de yarım şiirler…
            Neydi bizi her hafta buraya çeken… zaman zaman tartışmaların hatta tatsızlıkların yaşandığı bu yerin neydi büyüsü. Keramet mekanda değildi belli ki… çünkü daha önceden, farklı mekanlarda da haftada bir gün de olsa bir araya gelmenin çabasındaydık hep.
            Cuma akşamları özellikle boş tutulur, farklı bir program yapılmazdı hiç. Peki ama bizi bu toplantılara iten şey neydi. Artık doğal karşıladığım, ve Allah’tan ki uzun sürmeyen şair dargınlıkları, kırgınlıklar, tartışmalar hatta kıskançlıklara rağmen yine de bizi şairlerle bir arada olmaya iten bir sebep vardı…
            İşte bu Cuma akşamı daha iyi farkına vardım ki; her şeye rağmen, olumsuzluklar olsa bile uzak kalamadığımız bu toplantılara bizi/bizleri çeken şey “şair yalnızlığı” idi. Gördüm; etrafları aileleri, akrabaları, arkadaşları ne kadar çok olursa olsun, aslında yalnızdı şairler… sesler içinde sessiz, çığlıklar içinde fısıltı, kalabalıklar içinde yalnızdık. 
            Öyle ya bir şiir yazdığımızda, onu paylaşıvereceğimiz, gerçekten şiirden anlayan, “hala hatırın kalmasın” tarzı ile “ aaaa çok güzel olmuş”’tan öte eleştirisel yaklaşabilecek kişiler kaçımızın ailesinde ve yakın çevresinde var ki… 
            Durum böyle olunca, şiirlerimizi basıp bağrımıza, aynı sıkıntılardan mustarip olan ve aynı şekilde şiire ve edebiyata sevdalı şairler ve şiir severler ile buluşmak için koşuyoruz buraya.
            Şair yalnızlığıdır giderilmek istenen. Çünkü Dizelere dökülen bu dili yine ya şairler ya şiir severler okuyabilir ancak.
            Aramızdaki mesleki, ekonomik, fikir ve yaşam tarzı farklılıklarının hepsine rağmen ne kadar birbirimize benzediğimizi fark ediyor ve dilime gelen birkaç dizeyi  fısıldıyorum bir Cuma akşamının şiirle büyülenmiş gecesine;
 
            “Yalnızlık bir duvar olur,
            Yaslanır yalnızlığa şair,
            Ne bilsin duvarın öte yüzünde;
            Bilmem kaç bin tane şair
            Yaslanıp aynı duvara
            Şiirler söylerler yalnızlığa dair…
                        Seslere inat sessizken şair,
                        Ve kalabalıklara inat yalnızken!
                        Hükmü şiire geçtiği zamanlar,
                        Bilir ki
                        Şairi ancak, yine bir şair anlar…
 
            Kayseri Şiir Akşamlarına katılan şairlerimize ve şiir-şair dostu misafirlerimize teşekkür ediyor bu birlikteliğin hiç bozulmamasını diliyorum…
 
Bir/ileri Bizi İzliyor
(Kayseri Şiir Akşamları adına düzenlediğimiz siteden, (www.kayserisiiraksamlari.tr.gg) haftalık dinletilerimize ait resim, şiir ve yazıları takip edip izlenim ve duygularını bizlerle paylaşan uzaklardan bir şiir dostunun gönderdiği mektup aşağıdadır.)
 
               “Uzak diyarlardan selam olsun…
            İletişim çağının güzelliği değil mi uzak diyarları yakın eden.Gerçi uzaklığın insanın yüreğinde olduğuna inananlardanım.Güzel bir tesadüf ile katıldım şiir akşamlarınıza ve her hafta sizlerin misafiri oldum uzak diyarlardan.(internet sitenizi fark ederek) İlk duyduğum Gesi bağlarının ezgisiydi sitenize girdiğim an beni çeken. Derken  neler yaşadığınızı  sizinle paylaşmaya başladım. Dikkatimi ilk çekenler şiir akşamları etkinliklerinin önemine uygun yönetim kurulu oluşturulması, çok beyefendi bir insan olduğu resimlere bile yansıyan Ali Peker beyin ve sunumda  ara ara ona eşlik eden çok hanımefendi bir insanın; Betül hanımın gayet ciddi ve özenli bir şekilde sunuculuk yapıyor olması. Şiir okuyacak şairlerin kurayla belirleniyor olması ne kadar güzel adaletli bir davranış bence böylece kimse kırılmayacak ve alınmayacaktır.Katılan misafirleri tanımaya çalıştım  özellikle Kayseri Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Mustafa beyin sürekli ,İl Kültür Müdürü İsmet beyin ara ara geceye katılıyor olması gecenin ne kadar ciddiyetli olduğunu düşündürdü.
 
        Her Cuma akşamları yaşanılanları iyi ki siteniz sayesinde öğrenme  ve sizlerin yaşadıklarına katılma fırsatı buldum. Her hafta takım elbisesinden ve beyefendiliğinden ödün vermeyen Ozan Erbabiyi tanıdım. Spor giyinmeyi sevdiğini yine resimlerden anladığım her taşın altından adeta çıkar gibi her etkinliğe katılmaya çalışan şiir okuyan çalan söyleyen oynayan ve hatta kameramanlık bile yapan  Duran Tamer ‘i tanıdım. Şiir akşamlarının yöneticiliğiyle , sunuculuğuyla  ve şairliğiyle  olmazsa olmazı olarak gördüğüm Betül Övünç’ü , haftalarca (üzerindeki giysi ile)68 mesajını adeta vermeye çalışan Aysu kızı, Şiir okurken  yaramaz çocukların gözlerindeki sevimlilikle bakan  Ali Kırbıyık’ı Hayatta çektikleri adeta yüzünden okunan Aşık Ziya Şahin’i , “Ben sevdaya baş koyarım” dercesine haykıran Ali Baş’ı, “Her zaman sizinleyim” dercesine sakin görünümlü M.Ferit Yıldız’ı tanıdım şiir akşamlarınızı siteden takip ederken… Uzun olmaması için isimlerini sayamadığım diğer şairleri ve güzide insanları tanımış oldum.
 
      Özellikle özel günlere uygun konuların belirlenmesini de takdir etmekteyim.Her biri farklı meslekten olan  siz değerli insanların her hafta bir araya gelerek yüreğinizin seslerini coşkuyla paylaşıyor olmak ne kadar güzel. .Acaba sizler bu yaşadığınız güzelliğin farkında mısınız diye sormak istedim.Umarım öyledir.
 
        Emin olun ben farkındayım .Bu güzelliği yaşıyorum ve uzaklardan sizlerleyim . Kim bilir belki de gıptayla bakıyorum ama maalesef…Yada kim bilir belki bir gün…
     Herkesin gönül güzelliğinin kendi özelliğinde olması dileklerimle selamlarım..
 
H.Hüseyin SOLAK
                Aydın




Ali Erbaş


Nafiz Ağca


Hamit Bölücek


Deniz Dengiz Şimşek


Mustafa Ünal


İbrahim Mucuk


Ozan Büryani


Halit Doğan


Adem Kozanoğlu


Süleyman Karacabey


Abdulkadir Göçmen


Ali Baş


Mustafa Ferit Yıldız


Ozan Erbabi


Betül Övünç


Hilmi Erçelebi


......................................................................................



Ozan Erbabi, Halk Filozofu Ömer Çolakoğlu ile söyleşi yaptı


Halk Filozofu Ömer Çolakoğlu


Bünyamin Feyzioğlu


Şeyhmuz Çiçek


Şenay Özkan


Ömer Tural


Gazeteci Yüksel Kalkan


Süleyman Taşçı


Emin Taşçı


Mesut Özbek


Emel Demir


Hikmet Durkut



Duran Tamer


Mehmet Kaşlı


Erkan Başok


Köksal Akçalı


Mehmet Ali Gül


Öngün Yıldırım


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz 


Şairlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Misafirlerimiz



Şairlerimiz ve misafirlerimiz





Şairlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz








DİNLETİDE OKUNAN ŞİİRLER

3. ŞAHIS

Görünüşü komik bedbaht haline,
Herkes gülüyordu bir sen gülmedin
Palyaço kılıklı bu ahvaline,
Herkes gülüyordu bir sen gülmedin.

Sırlar konağımı yoksa bedenin,
Susmak için var mı güzel nedenin,
Vardır o adamdan haber edenin,
Herkes gülüyordu bir sen gülmedin.

O sabır küpünü ben taşırmadım,
Alemin tavrına hiç şaşırmadım,
Bir yitiği varmış ben aşırmadım,
Herkes gülüyordu bir sen gülmedin.

O yalnızlardandır yazısı böyle,
Neyini bilirsin açıkça söyle,
Kötülerden misin bakışın öyle,
Herkes gülüyordu bir sen gülmedin.

Adamın duası ta arşa kadar,
Boz oyunlarını en başa kadar,
Sen kime acıdın bu yaşa kadar,
Herkes gülüyordu birsen gülmedin.

Bu zannım sanırım hatalı değil,
İş işten geçmeden derdine eğil,
Böyle bir sonuca ettimse meyil,
Herkes gülüyordu bir sen gülmedin.
Hilmi ERÇELEBİ
 
 
SENİ GÖRENE KADAR
 
Aşık olmadan aşka şiir yazılamaz mış,
Ben şiir yazamadım, seni görene kadar.
Elinde iğne ile kuyu kazılamaz mış,
Ben şiir yazamadım, seni görene kadar.
 
Yıllar boyu uğraştım, epey didindim durdum,
İlham gelir diyerek, kendimi dağa vurdum.
Vardım Karacoğlan’a, düşümde akıl sordum,
Ben şiir yazamadım, seni görene kadar.
 
Bildiğim, bilmediğim her lisanla sesledim,
Mısraları en güzel kafiyeyle süsledim.
Gücü yetmedi diye heceye kin besledim,
Ben şiir yazamadım, seni görene kadar.
 
Yazdıklarım, dörtlüğe benzer bir şey olmadı,
Deneyip yapmadığım artık bir yol kalmadı.
Kolda derman kalmadı, vücutta hal kalmadı,
Ben şiir yazamadım, seni görene kadar.
 
En sonunda vazgeçtim, baktım bir şey çıkmıyor,
Şiir dediğim şeyler,   şiir gibi kokmuyor.
Şair geçinmek için ERBABİ’ lik sökmüyor
Ben şiir yazamadım, seni görene kadar.
OZAN ERBABİ 
 
 
GİDEYİM
 
Dostlar bana yol eylen
Koşup yâre gideyim
Neredeyse bul eylen
Coşup yâre gideyim
 
Nidem gülsüz bağları
Aşksız geçen çağları
Geçit vermez dağları
Aşıp yâre gideyim
 
Aşk ararım özlerde
Piri gören gözlerde
Ciğer gibi közlerde
Pişip yâre gideyim
 
Kanlı yaşım süzerim
Mecnun gibi gezerim
İster ise mezerim
Eşip yâre gideyim
 
Muhtaç etmen kullara
Tek sarılam çullara
Deniz ile yollara
Düşüp yâre gideyim. 
Deniz Dengiz ŞİMŞEK
 
 
 
ADIM ADIM ANADOLU
 
    Anadolu tükenir mi?
    Adım adım gezmeyinen.
    Edirne'den,Ardahan'a,
    Kar olupta tozmayınan.
         Köroğlu var Çamlıbel'de,
         Arkasın vermiş dağlara.
         Ayvaz dermandır her derde,
         Dayanılmaz bu beylere.
    Marmara'yı yüze yüze,
    Ege'den in Akdeniz'e.
    Alparslan bıraktı bize,
    Adım adım Anadolu.
            Çubuk beli yol verirse,
            Antalya'ya ineceğiz.
            Güller diyarından ağrı,
            Mevlana'yı göreceğiz.
    Bir o yana, bir bu yana,
    Uğradık Anavarza'ya.
    Dön de baksana Muğla'ya,
    Adım adım Anadolu.
           Işık parladı Samsun'da,
           Yurdumuzu aydınlattı.
           Erzurum'da Ankara'da,
           Yurda gerçeği anlattı.
     Uzak elbette Hakkari,
     İzmir'inen İstanbul'a.
     Dicle ile Fırat Nehri,
     Hasret dolu bakar Van'a.
            Adı güzel Anadolu,
            Adım adım gezilmeli.
            Anadolu,ana dolu,
            Destan destan yazılmalı.
                        
                                       İbrahim MUCUK 
 
 
FELEK
    Aleme bahar,yaz çiçekler açar,
    Bana garezin ne bilemem felek?
    Çok yaya gezdirdin bıraktın naçar,
    Anladım Dünya'da gülemem felek.
           Kırk bir yaşındayım halen ağlarım,
           İçin için erir,akar yağlarım.
           Meyve vermese de yeşil bağlarım,
           Muhanet lokmasın alamam felek.
    Yetmez mi bukadar çektiğim çile?
    Ölsem de işimde yapamam hile.
    Bırakın dostları düşmana bile,
    Hayatta kötülük dilemem Felek.
           Selvi çınarların kırmam dalını,
           Namertlerin yemem verse balını.
           Bırak yetim hakkın,öksüz malını,
           Kulun helalini çalamam felek.
     Çok şükür razıyım neyse kaderim,
     Hak yoluna canım kurban ederim.
     Zaman geldiği an ben de giderim,
     Bilirsin Dünya'da kalamam felek.
            Boyum Avşar,Dadaloğlu Boyun'dan,
            Toros Dağları'nın içtim suyundan.
            Soyum Gözübenli dayım soyundan,
           Tükürdüğüm asla yalamam felek.
      Ozan Büryani'yem kendim bilirim,
      Kızım Hilal ülküm için ölürüm.
      Kerbela'ya varsam susuz gelirim,
      Kansızlar suyundan dolamam felek!
                  Ozan Büryani / Süleyman AKBAŞ 
                                              
 
 
 
 
  MÜSLÜMAN’IN TARİFİ

Size Müslüman’ı tarif edeyim
Yüzü güleç gönlü mahzun Müslüman
Mütevazi müşfik hem de sempatik
Dertlere dermandır gerçek Müslüman 

Elinden dilinden kimse incinmez
Ölçülü davranır kırıcı olmaz
Hasetlik fesatlık hiçbirin bilmez
Yalancı gıybetçi olmaz Müslüman

Hayır öğüt verir hoş kelam söyler
Elinden geldikçe iyilik eyler
Herkese güzellik mutluluk diler
Yaptığını başa kakmaz Müslüman

Hasta olanları ziyaret eder
Konu komşu ile muhabbet artar
Ayıbın varısa üstünü örter
Başkasına ifşa etmez Müslüman

Karşına gelsen selamın alır
Saygısızlık etmez tazimli olur
Kibirli değildir vakarlı yürür
Kimseye tepeden bakmaz Müslüman

Müslüman çalışır tembellik etmez
Yatağında bile sırt üstü yatmaz
Affedici olur hiçte kinde tutmaz
Bütün insanlığa örnek Müslüman

Erbaş Müslüman’ı az tarif ettin
Birkaç kelimeyle bitirdin gittin
Bilmeyerek ona haksızlık ettin
Kitaba deftere sığmaz Müslüman
                                      Ali ERBAŞ
 
 
 
KALECİK KARASI
 
Kara bir salkımsın ey kalecik karası
Aşkınla kanar durur ciğerimin yarası
Gönlümü aydınlatmaz yâd ellerin çırası
Bülbüllerden beterim ahû zârım bol, benim;
Şu virâne dünyada gülistanım ol benim;
 
Sen dalından kopunca gönül bağım bozuldu;
Benim kara talihim kara diye yazıldı.
Kara sevda çekene kara mezar kazıldı.
Dehlizlere açılan en karanlık yol, benim
Karanlık gecelerde sen ışığım ol benim
 
Sâkîler aşk meyini kadehe doldurdular;
Bir tomurcuk gül gibi seni de soldurdular.
Her muhabbet faslında şerefe kaldırdılar.
Beni yalnız bırakma kadehime dol, benim;
Şu ıssız gecelerde arkadaşım ol benim.
 
Yangın yeri yüreğim ateşim hiç söner mi?
Mecnun’a Leylâ olan yâr sözünden döner mi?
Bir zâlimin seveni küstürmesi hüner mi?
Aklar düşmüş saçımı avuç, avuç yol, benim
 Başkasına gerek yok Azrail’im ol benim
            M. Ferit YILDIZ
 
 
GECELER
 
Geceler derin duygu, sukut içinde mahlûkat
Akşamlar sır örtüsü, ilahi bir hakikat.
Çağlıyor gümüş renkte, sular çizgiler kat kat,
Serpilmiş sıra sıra,  gökte ışık yıldızlar.
Vatan için şehitler, gözyaşıyla dua’lar,
Uyumaz geceler bağrı yanık analar.
           
            Sallanan beşiklerde, ninni sesi geceler.
            Büyü oğlum asker ol, Albayrak düşünceler,
            Geceler karanlık, gece mehtabı aydınlık,
            Vadiler akar nehir, yamaç ıssız ormanlık.
            Gündüzün örtüsü karanlık dertli geceler,
            Şu kâinatın fikrini, gönül aklın inceler.
            Mevlana’nın sırrıdır, gündüz akşam heceler.
 
Bir korku, bir ürperti, sancı doğum geceler,
Karanlık zindan olur, kelepçe düşünceler.
Her mevsime o duygu aşka ilham geceler,
Her varlığı yaratan, anlatır düşünceler,
Karanlıklar sabahı, bekliyor geceler.
Her gün ölüm misali, sabah duyar geceler.
Nurlanır şafağıyla, açılır düşünceler.
 
            Oturur gecelere, başı dumanlı dağlar,
            Yatmaz gece köpekler, gelen yolcuya havlar.
            Aşka ilham geceler, gönle cennet rüyalar,
            Uykuda sona erer, bu sükûtta rüyalar,
            Gözükmez türlü şekil, renkte sahte boyalar,
            Gece de belli olur sönük parlak yıldızlar.
            Bu dünya gece gündüz, dönüşü zaman anlar.
 
Koyu gölge yığını, yaslanmış ulu dağlar.
Sızılı dert yataklar, geceler yorgun ağlar.
Sabahı kutlu doğum, miraç kandil geceler.
Türklük İslam aşkıyla, parlayan düşünceler.
Akşam olur âlem, elbet biter geceler,
O gönül lisanıyla, sureyi harf heceler,
Hep zikrinde aşk âlem, sarhoş olan geceler,
İnsanın kurtuluşu, ilahi düşünceler,
Geceler, yıl geceler, gönle kandil geceler,
Kâinatı anlatan, Kur’an aşkı geceler.
                                       Nafiz AĞCA
 
 
DUVAR
 
Ruhsuz duvarların bu solgunluğu
Alır yanağımdan pembe renkleri
Bir yanda riya var bir yan asalet
Gözbebeklerimde sürer cenkleri.
 
Tutamaz ellerim yarin elini
Katli vacip olur parmaklarımın
Gölgesiz bir çınar olalı beri
Damarları sızlar yapraklarımın
 
Şair yalnızlığı biner omzuma,
Yıkılır üstüme koca Erciyes…
Karlar nefes alır ateş içinde…
Kapansın son perde bitsin bu piyes
 
Gece hüzün olup düşer üstüme
Bilmez karanlıktan korktuğumu yar
Kimse görmez beni kimse anlamaz
Seyredip durduğum duvarlar kadar
 
Kaybolup giderim, burası nere?
Dudağımda ney var, ruhum tar çalar
Sendelemekteyim, düşersem yere
Bilirim kalbimi kurtlar parçalar…
 
"Adı yok" şiirler yazarım önce,
Sonra bir kaleme yaslanırım ben..
İnsan sıfatında iblis görünce
Bir saat içinde yaşlanırım ben
                           Betül ÖVÜNÇ
 
 
Bilir Misin?

Hidayet ve Emel'e

Bilir misin kaç gece oldu yüreğim posta koyar bedenime?
Emellerime çiğ düşer şafak vakti,
Umuduma çisil çisil yağmurlar yağar,
Bulutu senden kokusu senden.
Bilir misin?
Çarşaf çarşaf yakamoz yüklü denizler,
Bir fırtınanın koynunda nasıl köpük köpük olur?
Martılar çığlık çığlığa nasıl kuytu bir liman arar?
Bilir misin nazlı ceylanım?
Yapraklar neden sararır terkeder gövdesini?
Çıplak ağaçlar sabırla neyi bekler bilir misin?
Söyle; dokunmanın imkansız olduğunu bildiğin halde,
Gökkuşağına ellerini uzattın mı hiç?
Özlemlerini bağladın mı gökyüzünün derin maviliğine?
Hazanın çekilmez olduğu anda,
Dualarına cemre düştü mü hiç?
Yüreğindeki yangınlara inat,
Ellerin üşüdü mü buz gibi?

Bilir misin?
Ölü bir şehrin tam ortasındayım.
Seninle doludizgin geçen zaman,
Sensiz mıh gibi çakılıyor ölü şehrin duvarlarına.
Her köşebaşında bir darağacı kurulu,
Her darağacının mahkumu ben.
Suçum söz geçirememek yüreğime.
Asi olmak bedenime.
Oysa; son arzum,
Oysa; hevesim,
İçimdeki son yudum suyum sensin.
Ölü şehrin ortasında bir firariyim,
Elimde bir boya fırçası.
Tüm duvarları sarıya,
Yalnızca saçlarının sarısına.
Özlemlerimi elâya boyuyorum.
Gözbebeklerin kadar küçülüyor dünya,
Dünya kadar büyüyor gözbebeklerin.
Tüm duvarlara tek bildiğim heceyi,
Tek kelimeyi,
Tek ismi yazıyorum rengarenk.
Suç ortağım bir fırça,
Cebimde bir mahzun resim.
Ölü şehir beni bekliyor sessiz bir rıhtımda.
Ben seni...
Ölü şehir geceyi sarıyor usulca.
Sen beni...
Elimde bilmediğim bir adres,
Cebimde aynı resim.
Ay doğuyor ölü şehrin alaca karanlığına,
Yüreğime gül düşüyor.
Elimde senin resmin,
Cebimde bir parça umut.

Ölü şehirde bayram var bu akşam.
Bir sevda türküsü çalıyor.
Rıhtıma bir gemi giriyor,
Yüreğime bir beden.
Bilir misin bitanem?
Emel´im son arzum oluyor,
Son arzum sen...
Darağaçları yıkılıyor ölü şehirde,
Son kurşunlar sıkılıyor karanlığa,
Bir tebessüm vaktinde güneş,
Gün doğuyor ölü şehre,
Ölü şehre hayat sızıyor,
Hayatıma sen...
                           Erkan BAŞOK
 
 
 
 
SEVDAMIZ SOKAĞINDA
Küçük dere ırmağa akınca
Narin çiçek toprağına bakınca
Hasret atesi senide yakınca
Adresim aynı sevdamız sokağında
 
Yeşil yaprak dalla nazlanınca
Güzel bülbül gülle koklanınca
Deli gönlün yari düşününce
Uzakta arama kalbinin otağında
 
Mavi gökyüzü bulutla buluşunca
Koca Erciyes kara kavuşunca
Can cananına aşkla bağlanınca
Gözyaşında damla yanağında
                     ŞENAY ÖZKAN
 
 
 
GEZERDİM DAĞDA

Ana vatanımdır sorduuğun yerler
Zamanım oldukça gezerim dağda
Kanıyla sulanmış er oğlu erler
Meyvesinden yerim uzarım dağda.

Perçin yaylasından yürür gzerim
Kendime ulu bir köknar seçerim
İn pınardan soğuk sular içerim
Gamı gasaveti çözerim dağda.

Baktıkça çevreye efkarım artar
Zihinide kantarım doğruyu tartar
Çamlarn gölgesi üstümü örter
Başka bir alemde yüzerim dağda.

Saz çalar böcekler envai çeşit
Büyülüdür name gelsende işit
Şu gördüğün ağaç dedemle yaşıt
Değişik duygular sezerim dağda.

Atarım içimden yargıyı zanı
Aldığım nefesler temizler kanı
İlhamla doludur yöresi yanı
Şiirler anılar yazarım dağda.

Şehrin hengamesi beynimi yorar
Çıkınca dagğlara havası yarar
Kozanoğlum burda kendini arar
Cumartesi günüm pazarım dağda.
Adem KOZANOĞLU
 
 
BEN NERDEYİM?
   
Sitem edip hiç kapama yolları
Sarmak için aralama kolları
Arı dahi dolasıyor dalları
Bal aldıgı çicekteki tattayım

Senden selam gelmez oldu bu ara
Sesin cıkmaz sanki girdin mezara
Yılda olsun bir mektup yaz bir ara
Bilki sevdiğim vallahi hattayım

Seni düşündükce yeise düştüm
Zaman oldu kendim ile dövüstüm
Felek ile bir oyuna tutustum
Oynanan satrancta inan mattayım

Böyle emretmisse Yaradan Hüda
Bu da gececek ey sevdiğim bu da
Her türlü pisliği tasıyan suda
Bir sal üstündeyim sanma yattayım

Bu gönlüme geciremem buyrugu
Anlamam ben artık ayrı gayrıyı
Felek vurdu bu Hikmet'e yumruğu
Yerin dibinde yedinci kattayım
                    HİKMET DURKUT
 
 
 
 
SEVDİĞİM

İki gönül bir araya gelirse
Buram, buram tüter yanar sevdiğim
Dost bildiğin kadir kıymet bilirse
Sanma bir gün biter anar sevdiğim

Her yüze güleni dostun sanma ha
Boş yere ah çekip boşa yanma ha
Sır verip soysuza söze kanma ha
Seven ağlar yürek kanar sevdiğim

Sensiz güneş doğmaz sabah olmaz hiç
Yudum, yudum doldur aşk şarabı iç
Gönül bahçesinden sadık bir dost seç
Doldur ver elinden, onar sevdiğim
Her yüze güleni dost olur sanma
Sır verip soysuza boş yere kanma
Boş yere ah çekip boşuna yanma
Seven ağlar yürek kanar sevdiğim.
 
Niyetin ağlatıp sızlatmak beni
Söyle Tural kadar kim sever seni
Gönlümde ismini zikrettim yen
Bülbül gül dalına konar sevdiğim
Ömer TURAL.
 
 
 
O SOKAK

Ben bu sokakta büyüdüm
O tozu yuttum
O havayı kokladım yıllarca
Sakız sattım otobüs durağında
Keskin nane sattım sokaklarda
''Baş ağrısına, diş ağrısına
Kaynana zırıltısına''
Dedim tüm avazım çıktığınca
 
Ben bu sokakta büyüdüm
O tozu yuttum yıllarca
Sinema kapısında çerez sattım
Kazandığım ilk param yastık altında yattım
Bu sokakta oynadım beş taş
Bilye yuvarladım altı kuyuya
Fındık attım duvardaki çukura
 
İlk defa bir kızın peşinden bu sokakta gittim
Bu sokakta kavgada şişti sağ gözüm
Komşunun bahçesinden kaysı aşırdım,
Yemiş doldurdum ceplerime
Yazlık sinemaya akşamları kaçak girdim
Ben bu sokakta büyüdüm
 
O sokaktan geçtim dün yıllar sonra,
Kaybolup gitmiş kapı önü sohbetleri
Çoktan yıkılmış yazlık sinema
Köşe başında buluşmuyor genç sevgililer
Çocuklar mahzun,solmuş yüzleri
Ellerinden alınmış çemberleri,bilyeleri
Geçmiyor hiç bir sabah köşeden satıcılar
Sadece binalar,taksiler,kamyonlar
Bir yabancı gibi duruyor güzelim sokağım
Allah’ım ben tüm çocukluğumu bu sokakta mı yaşadım?
                                           Mesut ÖZBEK
 
 
ERİTTİN BENİ
 
Bir hafta içinde dönecen diye
Yola baka baka erittin beni
Gönlümün Leyla'sı olacan diye
Çöle baka baka erittin beni
 
Her gün senin hayalinle yatarım
Derdi gama gamı derde katarım
Bülbül ettin viranede öterim
Güle baka baka erittin beni
 
Felek mi bu aşka değdirdi nazar
Seven sevdiğinin hayalinden sezer
Herkes sevdiği ile kol kola gezer
Ele bak baka erittin beni
 
Sanırsın ki yaralarım iyi oldu
Benim derdim Erciyes'e tay oldu
Sensizlik bana bir gün bile ay oldu
Yıla baka baka erittin beni
 
Daha dertlerimi yazamıyorum
Sensiz hiç bir yerde gezemiyorum
Kırdın kanadımı yüzemiyorum
Göle baka baka erittin beni
 
Bu sevdayı tüm aleme duyurdum
Hasretinden yüreğimi kavurdum
Feryadımı dört bir yana savurdum
Yele baka baka erittin beni
 
Süleyman'ım seven bağrım taş oldu
Aldığım her nefer bir ataş oldu
Çok sevdiğin gözlerime yaş doldu
Sele baka baka erittin beni
                      Süleyman TAŞÇI
                                                                           
 
 
 
   İSTEMEM SENİ.
 
Vefalı yüreğimde nankörün yoktur yeri
Kam olsan damarımda keser atarım seni
 
Sevdamı görmeyenin kalbimde yoktur yeri
Canuma can katsanda siler atarım seni.
 
Şu yanan yüreğime çağlayan ırmak olsan
Serinliğine kanıp bir yudum içmem seni
 
Soğuk gecelerime saf ipekten sim olsan
Yorgan diye çekip üzerime örtmem seni
 
Yaralardan bin yara daim açtın da bana
Merhemim olsan yaram üstüne sürmem seni.
 
Güneş olsan göğümde ısıtsan dünyamı
Ter ter olup göğsümden boşa salarım seni.
 
Donsa dünyam ayazdan buz tutsa ellerim
Yalanların unutup ocakta yakmam seni.
 
Karanlığa ram olsam gecelerde kaybolsam
Gündüzler adın olsa inan istemem seni.
 
Nâr’ın içinde yanan şu gönlümün dağında
Muhtaç olsam yağmura yağma istemem seni.
 
Daralsa ciğerlerim ecel gelse yanıma
Nefes olsan ruhuma bir an solumam seni.
 
Zindanlara atılıp esir düşse bedenim
Özgürlük yolun olsa inan teperim seni.
                               Süleyman KARACABEY
 
AYRILIK RÜZGÂRI
 
 Onlar, mavi gölde susuz kaldılar,
Yetim idiler, öksüz idiler.
Gökyüzü de, yıldızlar da,
Suskundu.
Hatıralar canlandı,
Uykularında.
Toprak yorgunları,
Uyandılar.
Yalnızlık bahçesinde,
Güle bakıp hüzünlendiler.
Damla,
Damla.
Alevler düştü ellerine,
Birer,
Birer.
Biçare,
Ayrılık rüzgârlarına katıldılar.
Yüksel KALKAN
 
 
 
 
 
ADAM GİBİ

Cahilleden uzak kamile yakın,
Alimlerden ilim almak istiyom.
Peşinde değilim sultanın şahın,
Adam gibi adam olmak istiyom.
 
Dostuna dost olan kalır mı zayda,
Hüner okta değil yaydadır yayda,
Eğer hayat varsa yıldızda ayda,
Mars'a giden yolu bulmak istiyom.
 
Meleklerden yüce candaki canlar,
Hakikat sırrını bilenler anlar,
Padişahın olsun saraylar hanlar,
Daim gönüllerde kalmak istiyom.
 
Semanın üstüne kubbe gerilir,
Arşın bereketi yere serilir,
Mevlanalar ölür ölür dirilir,
Yaşarken ölmeyi bilmek istiyom.
 
Hak deyince güller açar yaremde,
Başım dertte Batı denen veremle,
Kendi kültürümle, kendi töremle,
Çağlayıp kendime dolmak istiyom.
 
Duran geçer arşın ile karışı,
İlke kıldık biz cihanda barışı,
Ozanlık şairlik bayrak yarışı,
Uygarlık yolunda ölmek istiyom.
                Duran TAMER
 
 
 
 
GÜZELLEME
 
Köşe bucak gezdim, nihayet gördüm,
Güldükçe gül açtı yüzü güzelin.
Yanına yaklaştım, soyunu sordum,
Ceylana benziyor gözü güzelin.
 
Yeni onbeş’lemiş aya benziyor,
Dağdan inen berrak çaya benziyor.
Ab-ı hayat, zemzem suya benziyor,
Ne nağmeler çalar sazı güzelin.
 
Gök mavisi eşarp vardır başında,
Siyah benler sanki Oltu taşında.
Marifet var endamında, işinde,
Fermana benziyor sözü güzelin.
 
Yaylalardan peteklerin balıdır,
Çiçek açmış erguvanın dalıdır.
Has bahçenin el değmemiş gülüdür,
Çimende okunur izi güzelin.
 
İkrar ettim güzelliğin dilinen,
Hoş giyinmiş yeşilinen, alınan.
Hiç paha biçilmez ona malınan,
Biraz zor çekilir nazı güzelin.
 
Hamit derki; arttı gamım, kederim,
Korkarım ki seni nazar ederim.
Güzelliğin ben hakkını öderim,
Yerlere aksetti pozu güzelin
 
Hamit BÖLÜCEK
 

 

ÖZLEDİM
 
Akşam döner çoban,iti peşinde
Sığır karşılardık köyün dışında
Eşek seğirtirdik harman başında
Toza bulandığım yolu özledim
 
Kızanın bağından meyve çalardık
Canımız isterse bostan yolardık
Dere kıyısında dazdaz kurardık
Sarılıp yattığım çulu özledim
 
Dölek dur derlerdi,tezce azardık
Tavuk kovalardık,yuva bozardık
Müzevirlik yapanlara kızardık
Başını yardığım dölü özledim
 
Arabamız kabak,teker pancardı
Şemşamer sapından kasası vardı
Kuş gibi uçardı,sokaklar dardı
Düdük kavlattığım dalı özledim
 
Bezi sarar topumuzu yapardık
Bahse girer kalemizi kurardık
Yarışlarda kestirmeden sapardık
Çember çevirdiğim teli özledim
 
Çelik çomak oynar,aşık atardık
Hedik kaynatırdık,damda yatardık
Kayan yıldızları toplar,satardık
Altından kıymetli pulu özledim
 
Hasmım zor olsa da yaman dalardım
Kasığından tutar yere çalardım
Çamura yuvarlar toza bulardım
Baççık batırdığım kili özledim
 
Aldırmazdık,taşlar yırtar ayağı
Nasıl da aşardık en uzak dağı
Boldu çiğdem,nevruz,kuzukulağı
Köküç kanırttığım beli özledim
 
Yenip içilende vardı kanaat
Günler uzuncaydı,güzeldi hayat
Anam ‘yok’ dedi mi ederdik inat
Bazlama,çöreği balı özledim
 
Mercimekli pilav,cücüklü soğan
Banardık yufkayı,üstüne ayran
Tütünler sarılır,savrulur duman
Tabaka değişen eli özledim
 
Yığınlar toplardık,dökerdik harman
Düvenin sırtında dönerdi zaman
Savururduk tığı tozardı saman
Suyunda çimdiğim gölü özledim
 
Gelincikler papatyalar açardı
Çiçeklerde bin bir böcek uçardı
Tazılar kovalar,tavşan kaçardı
Bağrımı okşayan yeli özledim
 
Akşam yaklaşırken başlardı telaş
Ocaktaki tezek yanar çok yavaş
Doyumsuz olurdu pişirdiği aş
Kümpür közlediğim külü özledim
 
Unuttuğum anlar kalman kusura
Nice zorlukları sardım hasıra
Takatim yetmiyor şimdi nasıra
Dosta götürecek salı özledim
 
 
                                               Köksal AKÇALI
KAYSERİ ŞİİR AKŞAMLARI
 
WEB SİTE
http://kayserisiiraksamlari.tr.gg
E-POSTA
kayserisiiraksamlari@hotmail.com
Reklam
 
ŞİİR AKŞAMLARI
 



More Cool Stuff At POQbum.com

*****



şairler buluşuyor

HABERLER
 
KİMLER GELDİ KİMLER GEÇTİ
 
Sitenizesayac.com
GAZETELER
 
 
Bugün 24 ziyaretçi (30 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=