30 Ocak 2009 Şiir Dinletisi





 

 

 

KAYSERİ ŞİİR AKŞAMLARI

30 OCAK 2009 ŞİİR DİNLETİSİ:

GÖREV GEREĞİ DEĞİL, GÖNÜL GEREĞİ

OZAN ERBABİ   

            Kayseri Şiir Akşamları’nın, 30 Ocak dinletisinin ana fikri olan sözü başlık olarak seçmeyi uygun buldum bu hafta. Sözün sahibi Sayın Mustafa Yalçın’dır. Bir cümle her şeyi özetliyor aslında. Öylesine sıcak bir ortam vardı ki, tarifi ancak bu şekilde yapılabilir.

            Her Cuma akşamı olduğu gibi, yine yüreğimiz kıpır kıpır girdik salona. “Aman geç kalmayalım, sonra oturacak koltuk bulamayız” telaşı bir yana, dostlarımızla görüşmenin sevinci idi asıl heyecanlandıran. Öyle ya, tam yedi gündür görüşmemiştik. Bu süre zarfında hangi şair dostumuz yeni şiir yazmıştı? Bu akşamın en güzel şiirini kim okuyacaktı? Yeni şiir sevdalıları gelecek miydi? Geçen haftanın dergisi çıkmış mıydı?

            Girişte, Yahya kardeşimizin yürek ısısı ile demlediği çayın mis gibi kokusu karşılıyordu insanı. Çaylarımızı ayaküstü yudumlarken merhabalaşmalar, hal hatır sorma faslı sürdü bir taraftan. Dikkatimi çeken en önemli şey ise, salona gelen herkes önce bir yer ayırt ediyordu kendisine. Beğendiği koltuğa ya kabanını, ya çantasını bırakıp geri dışarı çıkıyorlardı, dinleti başlayana kadar sohbet etmek için. Arka taraflara ilave edilen sandalyeler, salonun yine tıklım tıklım dolacağının belirtileri idi. Kürsüye bırakılan ve şiir okumak isteyenlerin adlarını yazdığı liste anında doluverdi.

İl dışından da şair dostlar gelmişti bu hafta. Kayseri şairlerinin ne kadar misafirperver olduğunu ispatlamak için iyi bir fırsattı bizim için. Törelerimiz gereği onları en güzel şekilde ağırlamalıydık. Gelenektir; önce ev sahibi misafirine “hoş geldiniz” der, halini hatırını sorar, ikramda bulunur. “Bizim şiir ikramımıza karşılık, gelen dostlarımızın da elleri boş değildir” düşüncesiyle; Yönetim Kurulu olarak, onların da şiirlerini bizlerle paylaşmaları için programı nasıl ayarlayabileceğimizi istişare ediverdik. Dinletimizin birinci bölümünde bizim şairlerimizin, ikinci bölümde de misafir şairlerimizin şiirlerini paylaşmalarını uygun bulduk. Edipler Kahvesi isimli sitenin üyeleri idi şehrimizin ve dinletimizin misafirleri. Yarın yapacakları Edipler Kahvesi toplantısı için değişik illerden şehrimize gelmiş, Kayseri Şiir Akşamlarına da katılmayı arzu etmişlerdi. Biz de onlarla kaynaşıverdik, tanıştık, önceden tanıdıklarımız ile de hasret giderdik.

Ve dinleti başladı. Sunucumuz Ali Peker Bey’in belinden rahatsız olması ve Yönetim Kurulu adına Betül Övünç Hanımdan “Proğramı bu hafta birlikte sunalım, bana yardımcı olur musunuz?” ricası üzerine, Betül Hanım hem açılış konuşmasını yaptı, hem de gece boyu sunumda Ali Peker Bey’e eşlik etti. Şiir aralarına serpiştirilen küçük bilgilendirme yazıları ve anekdotlar çok hoş hazırlanmıştı. Şairlerimiz şiirlerini birer birer seslendirirken, her şiirde ayrı duygu seline kapıldık. Öyle kendimden geçmişçesine dinliyordum ki, ismim anons edildiğinde, “Ne çabuk sıra bana geldi” diye düşündüm, çünkü listedeki sıralamada onuncu sıradaydı adım. Bu hafta esprili bir şiir okumak istedim. Hemen peşinden de Kayseri’mizin tek ve tescilli Halk Filozofu Ömer Çolakoğlu ile bir söyleşi yaptık. Ömer amca yine yaptı yapacağını, gülmekten kırdı geçirdi herkesi.

Ali Baş ise çok hoş bir jest ile geldi kürsüye. ERŞADER adına hazırlanan ve manevi değeri önemli olan teşekkür plâketlerini dağıttı sahiplerine. “Biz bu ülkeyi karşılıksız sevdik” sloganı geldi aklıma o an. Bir şiir sevdasına, gecesini gündüzüne katan, her şeyi en mükemmel şekilde yapmaya çalışan bir ekibi mutlu etmek istemişti. Ne kadar da uyuşuyordu Sayın Mustafa Yalçın Bey’in “Görev gereği değil, gönül gereği yapılan işler, işte böyle güzel sonuçlar veriyor” sözüyle. İlk günden beri desteğini hiç esirgemeyen Sayın Yalçın’a, ara ara dinletimize gelen İl Kültür Müdürümüz Sayın İsmet Taymuş Bey’e, sırtında kamerası ile iki yıldır her hafta gecenin kaydını yapan “Altmış bir yaşındaki delikanlı” Duran Tamer Ağabey’e, dergimizin bütün yükünü üstlenen Sayın Betül Övünç Hanım’a, dinletilerimize fotoğraf makineleriyle, bilgisayarlarıyla, hazırladıkları slaytlarıyla, getirdikleri fon müzikleriyle teknolojik desteklerini esirgemeyen ve ekibimizin birer parçası olan Deniz Dengiz Şimşek ve Bünyamin Feyzioğlu kardeşlerime, Kayseri Şiir Akşamları şairlerinin yaşça en küçüğü, fakat şiirlerindeki ustalığa bakılırsa değme şairlere taş çıkartan, Mahinaz mahlâslı Aysu Akdeniz kızımıza ve mis gibi çaylarıyla, efendiliği ile gönülleri fetheden Yahya kardeşimize plaket verme düşüncesindeki nezaket çok takdir edilmiştir. Belki de ekipten bunu hak etmeyen tek kişi olan benimdir. Sağolsun, ayırt etmemiş. Ben Sezini Üstadımı, Aysu ve Yahya kardeşlerimi unutmadığı için tebrik ediyorum.

Birinci bölüm sonunda verilen arada sohbetler yoğunlaşmıştı. Misafirlerimizle güzel bir kaynaşma yaşandı. Sanal da olsa birbirimizi tanıyorduk aslında. İkinci bölüme geçildiğinde sıra onlara gelmişti. Mikrofona davet edilen arkadaşlarımız birer birer kendilerini kısaca tanıtıp, şiirlerini seslendirdiler. Gecenin sonuna kadar salonu terk etmeyen, büyük bir nezaket ve beğeni ile Kayserili şairleri dinleyen Pakize Altan, Muhsin Aktaş, Gülten Ertürk, Şemsettin Dervişoğlu, Zübeyde Gökbulut ve Sabiha Serin’e, Kayseri Şiir Akşamları adına yürekten teşekkürlerimi sunuyorum. Aslında  bu gibi kaynaşmayı gerektiren organizasyonlar sık sık tekrarlanmalı diye düşünüyorum.

Saatler gecenin 23.10’unu gösterdiği vakit, tadına doyum olmayan dinletimiz de sona ermişti. Hemen Bünyamin kardeşimin bilgisayarına attığımız resimleri flaşbelleğime kaydettim. Çünkü site’mize yüklemeliydim hepsini. Çünkü, dostlarımızın, ertesi gün bilgisayarlarını açıp da www.kayserisiiraksamlari.tr.gg adresine girdiklerinde, resimler hazır olmalıydı. Şu an tamamlamak üzere olduğum yazının bitmesi ise sabah ezanını buldu. Evimin hemen yanı başındaki camiden gelen “Allahuekber, Allahuekber” sedaları ve anamın, Türkçe olarak “Namaz uykudan hayırlıdır” hatırlatması ile biten ve yeni başlayan iki günün birbirine kavuşmasına, takvimlerdeki 30 Ocak’ın 31 Ocak’a nöbeti devretmesine şahit oluyordum. “Görev gereği değil de gönül gereği bir iş yapmanın” huzuru içinde…

                                                           Saygılarımla, 31 Ocak 2009

 

 

 




 




1. BÖLÜM:


Betül Övünç, açılış konuşması yaptı


Bünyamin Feyzioğlu


Adem Kozanoğlu


Mustafa Ünal


Aşık Cefai


Mustafa Ferit Yıldız


Aşık Büryani


Duran Tamer


Mesut Özbek


Ozan Erbabi


Ozan Erbabi, Kayseri'nin tek halk filozofu Ömer Çolakoğlu ile söyleşi yaptı


Deniz Dengiz Şimşek


Ali Erbaş


Ali Baş


İl Kültür Müdürü ismet Taymuş Bey, dinleti ile ilgili duygularını anlattı.

Kayseri Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri
Sayın Mustafa Yalçın;  
"Görev icabı değil de gönül icabı yapılan işlerin güzelliğini" anlattı


A.Rıza Navruz





............................................................................................

2. BÖLÜM:


Mehmet Dinçsoy


Misafir Şair


Misafir Şair


Misafir Şair


Misafir Şair


Misafir Şair


A. Kadir Göçmen


Aşık Firkati


Öngün Yıldırım


Nafiz Ağca


Şeyhmuz Çiçek


Hikmet Durkut


Süleyman Karacabey


Bekir Balaban


Hikmet Onaç


Zeynep Şahin


Aslan Gayserilim Recep Çalkaner


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Bizde misafir böyle ağırlanır...


Şairlerimiz ve misafirlerimiz



Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Haftanın çifti; Hikmet Onaç ve eşi


Geleceğin şairleri; Muhammed B. Alparslan ve K. Aybala Çalık


Bu hafta sunucumuz Ali Peker'e Betül Övünç eşlik etti


Misafirlerimiz



TÜRKİYE’DE MEDYA
 
Biraz araştırdım bizim medyayı,
Tespitte bulundum bazı şu anda.
Nedense yormayız buna kafayı,
Demek ki çoğumuz râzı şu anda.
 
Gezdim kanalları, eyledim nazar,
Sanki her birisi açıktan pazar.
Ekranlar kirlenmiş, edepten bîzâr,
Kalbime oturdu sızı şu anda.
 
Millî, mânevî bir yayın özledim,
Dînî filmlerin yolun gözledim.
“Sabah sabah Seda Sayan” izledim,
Ardında cümbüşü, sazı şu anda.
 
Gel vatandaş, sen de hemen star ol,
Arsızlık, yüzsüzlük kol geziyor kol.
Aman haa SMS gönderin bol bol,
“Biri Gözetliyor Bizi” şu anda.
 
“Varmısın yokmusun” verir bol para,
“Desti izdivaç”a bağlan eş ara.
Evlendirip derde buluyor çare,
Binlerce oğlanı kızı şu anda.
 
Çoğu proğramlar kadına göre,
Reyting hesaplanır adına göre.
Yemek yaptık damak tadına göre,
Biraz eksik olmuş tuzu şu anda.
 
Ciddi meseleler yapılmaz haber,
Kim, nerde, kiminle biliriz ezber.
Yabancı filmler olur mûteber,
Her yer pembe pembe dizi şu anda.
 
Tarife yetmiyor kelime, hece,
Dansöz oynar şehit geldiği gece.
İnanın tutuldu dilim sadece,
Bulamaz oldum ben sözü şu anda.
 
Nerde RTÜK acep, nerde kanunlar?
Yarışma adında rezâlet bunlar.
“Buzda dans” ederken çağdaş hatunlar,
Utanma, sıkılma mâzi şu anda.
 
Velhâsıl, ERBABİ usandı candan,
Gınâ gelir oldu hele reklamdan.
Bu sihirli kutu denilen camdan,
Kurtulmak lazım en tezi şu anda.
 
OZAN ERBABİ


 
GAMZELİM
 
Sitemi var sana dağda navruzun,
Sensizlik boynunu bir yana bükmüş.
Varamam demişsin yollarım uzun,
O yüzden dün gece mehtaba küsmüş.
Dar vaktin sabahı olmaz gamzelim.
Dibi delik testi, dolmaz gamzelim.
 
Sarı güller şimdi mor koku salar.
Çingen kıza papatyası fal olur.
Yolsuz yamaçlarda bir şair ağlar,
Bir şair sevdadan yanar kavrulur.
Külleri seni de yakar gamzelim.
Biz yanarız, eller bakar gamzelim.
 
Muhabbet bağından kim kovdu seni?
Hangi çeşme dudağına değmedi?
Kendin gelmesen de, gönder gölgeni,
Seni gören yıldız baş mı eğmedi?
Söyle bu yaptığın naz mı gamzelim,
Tanrı’ya yalvarmam az mı gamzelim.
 
Güzbahar ayını gösterme yine.
Elâlem göz göze bulutta gezer.
Sebep ne bileyim böyle gidişe,
Başımdaki rüzgâr ne de sert eser.
Her dökülen yaprak, candır gamzelim.
An zamandır, zaman an’dır gamzelim.
 
ALİ RIZA NAVRUZ
 
 
 
 
ANADOLU / Yavuz Bülent BAKİLER
  
Ben Anadoluyum...
Yıllar yılı susuz kaldım, yıllar yılı aç...
 
Şükrederek, kalktığım sofralarımda
Ya soğan ekmek olur, yahut bulamaç.
 
Hastalarım ölüm yataklarında
Ne doktor yüzü gördüm, ne ilaç.
 
Zaman zaman nankör çıktı büyütüp okuttuğum,
Gölge vermedi çok kere diktiğim ağaç...
 
En gümrah ırmaklarım boşuna akıp gitti
Üç beş adım ötesinde toprağım vardı kıraç.
 
Gittim, yiğitçe döğüştüm gazâ meydanlarında
Ne tak-ı zaferler istedim, ne taç...
 
Savaşta çiğnetmedim hilâli düşmanlara
Barışta düştü üstüme gölge gölge haç...
 
Yolsuz, okulsuz köylerim, kasabalarım hâlâ
Alın terine muhtaç...
 
Ben Anadoluyum, acılı, mahzun;
Bende bitmez tümenmez dert kulaç kulaç...
 
Okuyan: Mustafa YALÇIN
 
 
 
 
Sürgün

Yârim beni sürgün diye
Fizan değil aya gönder
Affeyleme yorgun diye
Atla değil yaya gönder

Artık yüzüm yok durmaya
Seni derdimle yormaya
Kafamı iy’ce kırmaya
Bir taş değil kaya gönder

Patavatsız sözüm için
Adam olmaz özüm için
Kızarmayan yüzüm için
Al kırmızı boya gönder

Aldım yorganı döşeği
Yolum dik yokuş aşağı…
Al eline bir kaşağı...
Merkebi de suya gönder

İnsan hata eder naçar.
Adil olan ölçüp biçer.
Deniz’ime gönül açar
En iyisi Hay’a gönder

Deniz Dengiz ŞİMŞEK
 
 
TANRI TÜRK’Ü KORUSUN
 
Şimdi destanlaş ırkım, seni yazsın destanlar,
Nuruyla aydınlatsın seni mukaddes tanlar…
 
Çık Orta Asya’dan, Yenisey’den ak da gel
Ardında atlarının tozunu bırak da gel…
 
Asalet parlıyorken kılıcında Kürşat’ın,
Yönü hep kıbleyeydi bindiği soylu atın…
 
Oğlu hakan olunca, diz çöktü baba Kürşat
Dedi, hakanım var ol, devletim seninle şad!
 
Vacip olan, devletin başı değil kendisi,
Hakan değil! Devlettir hakanın efendisi.
 
Bu töredir yaşattı, Türk’ü   asırlar boyu,
Maziye ve atiye tanıttı kutlu soyu.
 
Kanındaki o güce ekleyince İslam’ı
Türk’e yakışan ruhun Allah oldu kelamı
 
Kıskanır kanındaki asaleti tüm ırklar,
Çünkü hep yanımızda, üçler yediler kırklar
 
Torunuyuz, cennetle müjdelenmiş hakanın,
Bil neslim, kıymetini damarındaki kanın…
 
Doğduğu yer çadırdır, öldüğü yerse çayır,
Galebeden kaçmaz Türk, düz olur ona bayır…
 
Asker doğar bu millet, hem oğlu hem kızıyla,
Şimşekler yarışamaz, Türkün yürek hızıyla…
 
Vicdanı yunus gibi, tokatı Yavuz gibi,
Dostuna yaz sıcağı, düşmanına buz gibi…
 
Mazlumun dostusun sen, zalimlerin zorusun,
Dik tut başını ırkım, Tanrı Türk’ü Korusun…
Betül ÖVÜNÇ
 
                           KAYSERİ
                          Doğusunda Zamantı,Kızılırmak kuzeyde
                          Güneyinde Erciyes,yükselir her düzeyde
                          Kocasinana karşı,Melikgazi güneyde
                          Bol akar suların, temiz Kayseri .
 
                          Orta yerde kalesi,çevresinde esnaflar
                          Parklar ile bezenmiş,mahalleler etraflar
                          Pazarlık yapmayınca,çoğalıyor masraflar
                          Gezip görülecek yerdir Kayseri .
 
                          Yüzlerce fabrikası gurur veriyor bana
                          Mimarsinan'la Talas,kurulmuşlar yan yana
                          Erkilet'i seyreder Hisarcık, kana kana
                          Hacılar bağları birdir Kayseri .
 
                          Tertemiz bir şehir,genişçe yollar
                          Çalışır Belediye,yorulur kullar
                          Aş evinden doyar fakirler,dullar
                          Hayırseverlerin çoktur Kayseri .
 
                          Yahyalı elması mis gibi kokar
                          Şelalesi Kapuzbaşı'ndan akar
                          Soğanlı vâdisi turiste bakar
                          Yeşilhisar yeşil,serdir Kayseri .
 
                          Develi'de buğday,İncesu üzüm
                          Sarız'ın yolları Bünyandan uzun
                          Sarıoğlan bizim,Tomarza bizim
                          Felahiye yolu zordur,Kayseri .
 
                          Pınarbaşı,yaylalarla bezenmiş
                          Avşarı,çerkezi orda gezermiş
                          Genç kızları halı,kilim çözermiş
                          Akkışla'n Güneşli'n,vardır Kayseri
 
                          Pastırmaya,mantıya hiç doyulmaz
                          Yamula,Kovalı,Akköy duyulmaz
                          Sultansazı,içmecesi bulunmaz
                          Özvatan'ın âhuzar'dır KAYSERİ .
                             
                                               Hikmet  ONAÇ
 
Gözlerim
Binlerce acının içinde buldum kendimi,
İnsan bilmediği şeyleri yaşamaktan korkmuyor.
Bildiğim şeylerin hesabını topluyorum beynimde ağır ağır,..
Mayına bastığımda anladım,doğmayan güneşin,
yanmayan yüreğin,
akmayan gözyaşının hesabını....
Oysa parmaklarımı oynatabiliyordum usulca,
Buruk bir tebessüm oluştu yüzümde o an,
Ayaklarım sağlamdı,kollarımsa bedenimde;
Öldü diyorlardı benim için,bense inanmıştım.
Ölüm bu olsa gerek diyordum; Ya anam, babam...
Haber verememiştim onlara! nasıl verebilirdim ki?
Bedenime bir el dokundu; Kan grubumu soruyordu asker,
Söyledim..Evet,evet...söyleyebildim.Lakin!
Onlarca sesler duyuyordum ama; Gözlerim! ...
Mayın gözlerimi almış,yüzümü parçalamıştı...
Bir insanın dünyasını,haince alınan gözlerimin hesabını,
Hunharca döşenen mayınların,beni bir başka gösteren aynaların hesabını;
Ben veremedim anne,bunca sorunun cevabını
Sana hesap sormaya değil,yastığına baş koymaya...
Koynunda kaybolurcasına uyumaya geliyorum.
Kalabalıklar içinde yalnızlığımı adımlıyorum...
Tebessümüne daha yakın olabilmek için,
Gözkapaklarını üzerime örter misin? Anne...anne,..anne
 
 Öngün Yıldırım
 
 
AZERBAYCAN
Azerbaycan Azerbaycan,
Sende Türklük milli heycan.
              Türklük için şehit civan,
               Vatan için yaşar bir can.
Azerbaycan Türk Nahcivan,
Sende şehit,yiğit,civan.
                Dünya çeksin sancısını,
                 Türk’ün hasret acısını.
Azerbaycan benim dilim,
Nahcivan’da gonca gülüm.
                Karabağ’da hain zulüm,
                 Vatan için,kutsal ülüm.
Sen bendesin,bende sende,
Türklük İslam’dır,ruh bedende.
                Mehmet Emin Rasul zade,
                 Demokrasi,hür irade.
                Cumhuriyet hak ifade,
                 Şehit kanı aşkım bade.
Azerbaycan Azerbaycan,
Sende Türklük milli heycan.
                Oy! can, vay! Can  ,şehit dağlar Azarbaycan,
                 Sende Türklük milli heycan,
                Ey can hey can sana kurban bu can,
                 Vatan için şehit o can.
 Soydaşım candaşım yiğit gardaşım,
 Turnadan Hazara akan gözyaşım.
                Ayrılmaz gönül candan,
                Selam aldım Nahcivandan.
 Gönül bağım ,yürek bağım,
 Şafak Turan şahit dağım.
              Azerbaycan Azerbaycan,
             Sende Türklük milli heycan.
NAFİZ AĞCA
 


BU AŞK
 
Sessizce dalgalansın dalgalar,
Bırak uyanmasın mehtap,
Yüksekten uçsun martılar,
Duymasınlar bu aşkı…           
Bana yeter bu aşk, bu isdırap,
Senden başka sormasın kimse halimi,
Buz dağı olurum, ateş çözemez dilimi,
Ne umut, ne vuslat bekler,
Ne dualar kabul, ne de dilekler,
Beni ancak içimdeki sevdam ile,
Cennette karşılar melekler.
Bırak kimseler duymasın,
Aşktan gayri ecel yok, vurmasın.
Bilirim dayanmaz hiçbir güç,
Ne yıkılır nede ölürüm,
Beni ancak bu aşk yıkar,
Ne ataş yakar yüreğimi,
Nede yağlı kurşun yıkar bedenimi,
Zebanilere haber salsınlar,
Kilit vursunlar cehennemin kapılarına,
Bu aşk yeter bütün günahlarıma
Beni bu aşkla yaksınlar…
 
                  Bünyamin FEYZİOGLU




 
KAYSERİ’M
 
Yaşayan tarihsin her yanın müze;
Tarih kokar her bir yerin Kayseri’m!
Şehir merkezini kurmuşlar düze;
Kışların oldukça serin Kayseri’m!
 
Kurudu çeşmeler, yıkıldı hanın;
Ticarette dâim önder insanın.
Kurşunlu eseri Koca Sinan'ın;
Geçmişin oldukça derin Kayseri’m!
 
Erciyes'e yağar boranın, dolun;
Doğudan batıya uzanır kolun.
Çin’den ipek taşır kervanla yolun;
Ey şâirim, ilhâm yerin, Kayseri’m!
 
Şeref dolu mâzîn, çözülmez sırrın;
Sanat eserlerin, muhteşem surun!
İftihara mazhar dedeyle torun;
Kurumaz alnında terin Kayseri’m!
 
Nice kervancının konağı idin;
Nice güzelliğin sunağı idin.
Evliyânın, pirin yunağı idin.
Hazanî’yi yakar ser’in Kayseri’m!
 
MUSTAFA FERİT YILDIZ
 


 
 
 
BİR ÖMÜR / (AKROSTİŞ)
 
Mevla’m beni boş yere getirmedi dünyaya
Bir zamanlar ben de çocuktum
Elim bile iş tutmazdı o zaman
Kendimi de bilmez idim üstelik
İşte o günler hayal oldu şimdi
Rüzgâr gibi esip geçti ömür.
Büyüyordum artık günden güne
Anlıyordum dünyanın nasıl olduğunu
Lakin ne gelirdi ki elden
Artık bir defa gelmiş bulundum dünyaya
Bir gün saçım ağardı ve belim büküldü
Amma da ihtiyarladım elimde asa
Nihayet yolcuyum Toprak Palas’a.
 
BEKİR BALABAN

 
BU BÖYLE GİTMEZ

İbadet etmeyi ihmal edenler
Gafletten uyanın bu böyle gitmez
Allah'ın affına umutlanıpta
Kendini aldatma belki affetmez

Daha gençsin diye şeytan aldatır
Burnuna ip takıp seni oynatır
Azrail gelince dinlemez hatır
Ömür gelir geçer hiç aklın yetmez

Yarına çıkmaya senedin var mı?
Namaz kılmak sanki ayıp mı ar mı?
Cehennemde yanmak kolay mı zor mu?
Girince bellolur eyvah paretmez

İbadetin zevkinibir anlasan
Geçen günlerine yanıp ağlasan
Sıtkıle mevlaya gönül bağlasan
Beynamazlık biter sürüpte gitmez

Tövbekar olup gözyaşı döksen
Kalbindeki pası silip atsan
Batılı bırakıp hak yolu tutsan
Rabbin keremi çok tükenmez bitmez

Erbaş nasihat et kendi özüne
Dost sanma her güleni yüzüne
Gücenme dostuyun doğru sözüne
Dostun öğüdüne hiç değer yetmez

                                       ALİ ERBAŞ
 
SİVAS SPOR

İnandı bu şehrin her bir neferi
Kupa sana haktır Sivas sporum
Bütün Anadolu kutlar zaferi
Size destek çoktur Sivas sporum.

Taraftar yönetim verdi el ele
Bşarılı kadron girdi kol kola
Şahlandı yiğidom yürüyor yola
Sana rakpi yoktur Sivas sporum.

Taht kurdun zirveye gönüllerdesin
Büyük azmin ile tüm dillerdesin
Milli ruhla coşan güzel ildesin
Şike bilmez artık Sivas sporum.

Yorumcu elekten ince eliyor
Başarının sırrı irdeleniyor
Bu arada goller file deliyor
Dört büyüğüe şoktur Sivas sporum.

Kozanoğlum derki çarpar yürekler
Kurtaramaz rakipleri dirker
Anadolum sizden kupayı bekler
Bu yarışta tektir Sivas sprum.

Adem KOZANOĞLU.
 


Gel biraz yanıma otur çocuğum
Çektiği acıları anlatayım sana ulusumun
Bilmelisin manasını hain tuzakların,kanlı pusunun
Ben göçüp giderken, sen bekçisi ol yurdumun
 
Bir sabah vakti Kırımdan dolduruldum vagonlara
Cesedimi aç çakallara attılar Sibiryada
Kan içiciler yuvamızı yıktılar Türkistanda
Ben Türktüm
 
Semerkant Buhara Kazanlar
Bir zamanlar Türklük destanını yazanlar
İçleri kan ağlıyor,yok artık minare, dindi ezanlar
 BenTürktüm
 
Mescid-i Aksa da nöbetim vardı, deymesin namahrem eli
Can verip kan akıtıp korurken tüm kutsal emanetleri
Sırtımdan vurdu beni Müslüman şarapneli
Ben Türktüm
 
Belenede domuzlarını etim ile besledi Bulgarlar
Mora da kanımı dere gibi akıttı Yunanlılar
İngilizler Seydi Besirde krizol çukurlarında gözlerimi yaktılar
Ben Türktüm
 
Arnavutluk,Yugoslavya Balkanlarda
Kimisi tarlasında,sofra başında, kimi uykuda
Kıydılar acımadan bebeği karnında analara,kundakta çocuklara
Ben Türktüm
 
Toprakları elinden alındı Uygur Türkünün
Set çektiler önüne asırlardır gelen kültürünün
Yasak artık orucu,namazı,Allah'a imanı gönlünün
Ben Türktüm
 
Yıllarca kan akıttılar Kıbrıs da
Katliam yaptılar Hocaali,Karabağ da
Hasret,acı,ağıt türküsü söylettiler Kerküklü gardaşıma
Ben Türktüm
 
Uzağa gitme önünde duruyor bin yıllık Anayurt
Yakılan,kurşunlanan,süngülenen nice vücut
Dağılan yuvalar,duleşler,yıkılan nice umut
Ben Türktüm
 
Bu topraklara nice yiğitler,fidanlar,kocamış erler devrildi
Analar,kızlar,nineler,bebeler kahbe kurşunlara dizildi
Nice kızların kudurmuş köpeklerce ırzına geçildi
Ben Türktüm
 
Böylede olsa kin tutucu değildir huyum
Resule Kuran'a sevgi,Allah'a imandan gelir asil soyluğum
Kuzu gibi dursamda değerlerime saldırıldığında arslan kesilir ruhum
Ben Türk'üm
 
Bu söylediklerimi sakın unutma yavrum
Türklük bedeninse,İslamdır ona can veren ruhun
Kır prangaları,tarihe yön vermek olsun düstürun
Çünki sen Türksün
 
                                                       Mesut Özbek

 
ŞEHİDİMİN YAVRUSU


Gel yavrum koklayayım, gülümün yüzü solmasın
Teröre kurban giden babandan sen hatırasın
Sen şehit evladısın, gurur duy, göğsün kabarsın
Atatürk`ün izinde Cumhuriyet ilken olsun...


Şehidimin yavrusu, ananı sen iyi dinle
Ülkene yararlı ol, gurur duyayım seninle
Baban hep yaşayacak kalplerde sevgi ile
Atatürk`ün izinde Cumhuriyet ilken olsun...


Bizi üzüp ağlatıp yuvamızı dağıtanlar
Vatanıma göz dikip, Türklere kurşun sıkanlar
Bir gün pişman olarak cezasını bulacaklar
Atatürk`ün izinde Cumhuriyet ilken olsun...


Ülkene sahip çıkıp sonsuza dek koruyarak
Bayrağımız elinde, marşımızı okuyarak
Vatanını sev oğlum, toprağına sarılarak
Atatürk`ün izinde Cumhuriyet ilken olsun...


Bu vatan hepimizin, bölünerek parçalanmaz
Türk ulusu cesurdur, hiç kimseler korkutamaz
Babana kıyan eller amacına ulaşamaz
Atatürk`ün izinde Cumhuriyet ilken olsun...



SABİHA SERİN
 

Yazan: sabihaserin
Tarih: 31.01.2009 07:40:43
Kayseri’de dün gece katıldığım Kayseri Şiir Akşamları muhteşemdi. Kayseri Belediyesine ve emeği geçen tüm yetkililere, Kayseri’de oturan ve şiirlerini bizlerle paylaşan tüm canlara teşekkür eder,yürekten kutlarım.ALKIŞLIYORUM.. Doğrusu dün gece Kayseri’de olamayanlar çok şey kaçırdılar.. Kayseri’de her Cuma gecesi şiir akşamları oluyormuş.. O kadar muhteşem bir geceydi ki ilk kez Sivas dışında bir yerde yaşamayı bu kadar çok istedim. Kana kana şiir dinledik, kendi şiirlerimizi paylaştık. Keşke her ilde böylesine güzel, her hafta gelenek hale getirilen şiir akşamları olabilse keşkeee

 
 
 
Bir Türk Dünyaya Bedel

Bu söz….
Bu söz, ya senden sonra söylendi,
Ya senden önce vardı.
Tecelli etsin diye
Rabbim seni yarattı.

Öyle veya böyle,
Duysun sağır kulaklar,
Görsün, görmekte direnen âmâ gözler,
Anlasın cümle gafiller
Anlasın!
TÜRK’e uzanan eller
Otursun haline yansın.

Bu topraklar üstünde
Bir SEYİT gider, bin SEYİT dirilir.
Meşaleyi yaktı SEYİT,
Sonsuzluğa aktı SEYİT.
Yurduna aşık yürek,
Toprak kokulu nefer,
Mangal yürekli adam,
Hayran bıraktı cihânı,
Olmazları olduran YİĞİT.

Akla ziyan gücünle,
Yürek yakan acınla,
Çanakkale denince sen gelirsin akıla,
KOCA SEYİT denince ÇANAKKALE.

Belki değil, eminim.
O an ne şandı,ne şöhretti aklındaki,
Ne de milyonların aklında kalmak.
Düşman çizmeleri dönen gözlerinde
İğrenç mi iğrenç,ahmak mı ahmak! …
Vatanın haysiyetiydi çiğnenen,
Namusuydu, onuruydu
Elden giden.
Biliyorum bunlardı koca yüreğine
Yerini dar eden.
Bunlardı bir neferi
KOCA SEYİT eden…

Bütün dünya bilsin bunu,
Bilsin Janlar,Tomlar bilsin.
Bu ulus bildiğiniz uluslara benzemez.
Bu topraklar bildiğiniz topraklara….
Fukara beyinleriniz
Her gün bir hinlik üretse de,
İnsanlığa nefretiniz
Zerre kadar dinmese de,
Kurmayın bizim üstümüze planlar,kurmayın.
Suya düşer,suya düşer.
Hâlâ anlamadınız mı?
Bir TÜRK dünyaya yeter.

Unuttuğunuz bir şey var,
Bu millet aşıktır bu topraklara.
Canını verir ama, aşkından vazgeçmez.
İşte bu nedenledir başkasına benzemez.
Ve de en önemlisi….
RAHMAN’ın kanatları bu yurdun üzerinde
Hep oldu, hep olacaktır…
Bizde analar daha çoook Seyitler doğuracaktır.

Akla ziyan gücüyle,
Tadı bir hoş acıyla,
Çanakkale denince SEYİT gelir akıla,
KOCA SEYİT denince ÇANAKKALE….

gelin
2007- Kırşehir
 
Zübeyde Gökbulut



 
CAN
Gecenin mağmumu düşü böldükçe
El edip ıraktan gel dedi bir can
Parmağı uzanıp gözüm sildikçe
Akıyor şafağa sel dedi bir can

Süzüldüm dem vakti ince elekten
Beşaret işittim sekiz melekten
İntikam alındı zalim felekten
Yetti ağladığın gül dedi bir can

Bulut ile yağıp şimşekle çaktım
Vurup kor ateşe sinemi yaktım
Melül melül durup eline baktım
Hediyem zülfümden tel dedi bir can

Elem kapısına kilidi vurdum
El bağlayıp ulu divana durdum
Sevda mahşerinde umudu sordum
Yürü Sırat sana yol dedi bir can

Vakit tamam oldu fer geldi cana
Yâr revnak yolladı döndüğüm yana
Bir od’a düştüm ki can yana yana
Kerem’sen vuslatın kül dedi bir can

Lebler hazza vardı içilen meyden
İlahi gaydalar yükseldi neyden
Geri döner mi ok çıktıysa yaydan
Zelil anıları sil dedi bir can

Kırklar meclisinde duruldu safa
Esrime çoğaldı tükendi cefa
Derviş dergâhında sürüldü sefa
Bundan öte hayat zül dedi bir can
Şemsettin DERVİŞOĞLU/ ADIYAMAN





SENSİN

Ademin soy ağacı

En ince dalı sensin

Sensin zehirden acı

Peteğin balı sensin

 

Lalelerde güllerde

Gönülde gönüllerde

Kırmızı bir çok yerde

Bayrağın alı sensin

 

Bu şehrin delileri

Söyler ileri geri

Bir gün gelince yeri

Bakarsın deli sensin

 

Mahlukatın sultanı

Önce kendini tanı

Ters çevirme fincanı

Hayatın falı sensin

 

Bir feryad bir kargaşa

Eşlik ediyor naaşa

Kafa deyince taşa

Anlarsın ölü sensin

Şeymus ÇİÇEK

 

FİLİSTİN AĞLIYOR


Ne buldumsa koydum kanat üstüne
Alıp götürmek için Filistin'e
israilin bu ülkeye kastı ne
Dünya uyuyor Filistin ağlıyor
Karabağ gibi karayı bağlıyor
                    
Kolu kanadı olmayan milisler
Şehadet getirip ölen polisler
Yok olmak için toplanan kulisler
Onlar gülüyor Filistin ağlıyor
Eli titreyen kız yürek dağlıyor
 
Kazanırdı savas olsa yüz yüze
Filistinde sapan onlarda füze
Barıs kaldı yine gelecek güze
Beklesin dünya Filistin ağlıyor
Gazzede kan oluk gibi çaglıyor
 
Üç dinin duragı Mescid-i Aksa 
Biz de gidelim care olacaksa
Sesimiz cıkmıyor Kudüs yıkılsa
Cami yıkılmıs Filistin aglıyor
Küfür birleşse İslam dağılıyor
     
İslamın yüce değeri Kudüstün
Bizim içins sen herseyden üstündün
Şimdi anladın sen de bize küstün 
Seni düşünüp Filistin ağlıyor
Savaş gitse bile yara kalıyor
          
              Hikmet DURKUT

 

 

KAYSERİ ŞİİR AKŞAMLARI
 
WEB SİTE
http://kayserisiiraksamlari.tr.gg
E-POSTA
kayserisiiraksamlari@hotmail.com
Reklam
 
ŞİİR AKŞAMLARI
 



More Cool Stuff At POQbum.com

*****



şairler buluşuyor

HABERLER
 
KİMLER GELDİ KİMLER GEÇTİ
 
Sitenizesayac.com
GAZETELER
 
 
Bugün 7 ziyaretçi (55 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=