16.01.2009 Şiir Dinletisi













NERDEEEN NEREYE!

 

            Daha dün gibi hatırlıyorum o kara geceyi. Bir grup şiir sevdalısı yüreğin; şiirlerini paylaşmak, şiir üzerine sohbet etmek, karşılıklı dertleşip hasret gidermek için mekân aradığı soğuk ve karanlık geceyi. Biz şairler, toplumun diğer fertlerinden farklı insanlarız. Çünkü gecenin o saatinde sıradan bir insan evinden dışarı çıkmazdı. Çıksa da ya nafakasını aramak için veya eş dost ziyareti için çıkabilirdi. Ne bileyim, hastası vardır, hastaneden dönüyordur belki de. Yoksa Kartal Kavşağı’nda ne arar insan?

Kayseri’de ikamet etmeye başladığım ilk günlerde; “Bu şehirde benim gibi şiir delisi var mıdır acaba, varsa nerde konargöçerler, ne yer ne içerler?” diye merak eder dururdum hep.

Tam da o sıralardaydı. Bir çarşamba akşamı, yerel kanalların birisinde, değerli şairlerimizden Adnan BÜYÜKBAŞ’ı izliyordum. “Biz her Cuma akşamı Kon Kafe’de toplanıp şiir dinletisi düzenliyoruz” demişti. Aman Allah’ım, gökte aradığımı yerde bulmuştum sanki. İlk cumayı iple çektim. Ve cuma akşamı heyecanla Kon Kafe’nin kapısından içeri girdiğimde bambaşka bir dünyanın içinde buldum kendimi. İçerisi tıklım tıklım doluydu. Çekilip oturdum bir tabureye. Şiirle dolu bir gece geçirdim. Tadına doyum olmaz bir ziyafetten evime dönerken, “Bir gün ben de o mikrofonda şiirlerimi paylaşabilecek miyim” diye hayal kuruyordum.

            Haftalar, aylar hep bu hayalle geçti. O yıllarda, yeni gelen her şaire “buyur mikrofona” denilmezdi. Ortamı tanıması, usta şairleri dinlemesi, pişmesi gerekti biraz. Nihayet günün birinde bana da uzatıldı mikrofon. Ve o gündür bu gündür de elimden düşmedi. Artık Kon Kafe evimiz gibiydi bizim için. Cuma akşamlarının vazgeçilmez mekânıydı.

            İşte, bahsettiğim o kara geceyi, Kon Kafe’nin kapısında başladım yaşamaya. Her zamanki heyecanla kapıyı açtım ki, bir de ne göreyim; ellerinde balyozlarla duvarları kırıyorlardı insanlar. Ne olduğunu anlayamamıştım. Arkadaşlardan hangisini aradım bilemiyorum, ama sonunda kara haberi aldım. Kon Kafe kapatılmıştı. Mekânın yeni sahipleri de salonun içini kendi yapacakları işe göre düzenliyorlarmış. İyi ama biz şiirlerimizi nerede okuyacaktık? Sekiz on kişi ile başladı yeni mekân arama serüvenimiz. Adeta sokakta kalmıştık. Hatta Sezini’nin “Sokak Şairleri” benzetmesi tam da uymuştu halimize. Kalbimizde derin bir hüzün, başladık şiir dinletimizi devam ettirecek yeni yer aramaya. Düğün salonlarına, kafelere baktık, görüşmeler yaptık. Sonunda İl Kültür Müdürlüğü’ne gitme kararı aldık. Öyle ya, bu şehrin kültürel faaliyetleri orada yapılıyordu. Bizim yaptığımız da kültürün ta kendisiydi.

İl Kültür Müdürümüz Sayın İsmet TAYMUŞ Bey, sağolsun gereken ilgiyi gösterdi bize. “İstersek konferans salonunu bile verebileceğini” söyledi. Yüzlerce kişiyi alabilecek bir konferans salonunda, sekiz on şair ne yapacaktık ki. Bize çok gelirdi orası. Girişteki kafe bölümü yeterdi bize. Kon Kafe’yi tutmazdı, küçüktü, ayak altı gibiydi, ama olsun, bir yer bulmuştuk ya sonunda. Kültür Kafe’nin sahibiyle de görüştükten sonra, buruk bir huzurla döndük evlerimize.

Şiir yolculuğumuzun ikinci bölümü Kültür Kafe’de sürdü bir sene. Hâlâ ilk göz ağrımız olan eski mekânımızı özlüyorduk. Sayımız da artmıyordu bir türlü. İki masayı birleştirip toplanırdık etrafına. Çoğu zaman sohbetle geçerdi saatler. Şiirlerimizi her cuma okumazdık. Çünkü dinleyicimiz yoktu. Okuduğumuz gecelerde de masada oturarak veya kürsü yaptığımız kapı girişinde okurduk. Havaların güzel gittiği zamanlarda balkon kısmına çıkardık. Arka taraflardan bir davul sesi gelirdi ki sormayın. Meğer folklor kursuna gelen öğrenciler de Cuma geceleri çalışma yaparlarmış. Şakalaşırdık birbirimizle, “canlı fon müziği çalıyor” diye. Sunucumuz Ali PEKER yine bizimleydi ve takım elbisesiz, tıraşsız geldiği gecelerde kırk özür birden dilerdi. “Şiir âdâbına yakışmayan bir vaziyette geldim” diye. Yanında ayak ayak üstüne atmaya utandığım kişilerden biridir Ali PEKER. Şair olmadığı halde şiire bu kadar saygı göstermesi, beni hep imrendirmiştir kendisine.

            Bir yıl Kültür Kafe’de şiir dinletileri ve sohbetlerine devam ettik. Artık daha güzel, daha nezih bir mekân bulmanın zamanı gelmişti. Kayseri Büyükşehir Belediyesi ile görüşme fikri doğdu aniden. Bir grup arkadaşımız Belediyenin Genel Sekreteri Sayın Mustafa YALÇIN Bey’den randevu alarak görüşmeye gittiler. Ve müjdeli haberle döndüler geri. Gerçek bir şiir dostu olan Sayın Mustafa YALÇIN Bey, belediyenin personel yemekhanesinin üst katını bize tahsis etmişti.

İlk Cuma akşamı heyecanla gittik yeni yerimize. Çok geniş, tertemiz, nezih bir mekândı. Koltukları, sehpaları, kürsüsü, mikrofonu hazırlanmıştı. Hatta ses yayın cihazının sorumluları ve çay ikramı için bir personel görevlendirecek kadar ince düşünülmüştü. Yeni bir şevkle, iştahla çabuk ısındık son durağımıza. Cuma akşamlarının vazgeçilmez adresi belliydi artık. Ama bir sorun vardı. Sayımız hâlâ azdı. Gelen kişilerin sayısı ile şair sayısı eşit. Yani dinleyicimiz yoktu. Proğram başlayacağı zaman gözümüz kapıda olurdu, acaba gelen olacak mı diye. Hatta bir gece dışarı çıktım, bizim kapının önünden geçerek, stadyuma maça gitmekte olan gençleri, şiir dinlemeye davet ettim. “Ağbi, bu gece Kayserispor’un Fenerbahçe ile maçı var, onu bırakıp ta nasıl şiir dinlemeye gelebiliriz?” dediler. Herkes eşini, dostunu davet ediyordu. Birazcık çoğalmaya başlamıştık.

Bütün kahrımızı, sunucumuz Ali PEKER çekmeye devam ediyordu yine. Her dinleti gecesinde şiir okuyanların listesini yapmak, sıraya koymak, sunmak, anons edilme sırasını beğenmeyenlerin sitemlerini göğüslemek hep ona düşüyordu. O değerli insanı bu yükten kurtarmak gerektiğini bütün arkadaşlarımız dile getiriyordu. En azından yükünü hafifletecek, salonun düzeninden sorumlu olacak bir heyetin oluşturulması kaçınılmaz hale gelmişti. Çoğalıyorduk, ama sorunlar da çoğalıyordu. Bu sorunlarla boğuşmak gerekiyordu. Birilerinin, elini taşın altına sokması gerekiyordu artık. Resmî bir dernek veya kurum olmadığımız için de, resmî bir Yönetim Kurulu oluşturulamazdı. Olsa olsa gönüllü hizmet etmek için gayrı resmi bir Yönetim Kurulu belirlenebilirdi. “Seçim yapalım” dediler, bazı gönül dostları. “Aramızdan üç arkadaşımızı bu yolla görevlendirelim.” Birkaç hafta, seçim yapacak çoklukta şair gelmediği için ertelendi bu fikir. Nihayet, karar vermeye kâfi çoğunlukta katılımcının mevcut olduğu bir cuma akşamı, dağıtılan kâğıtlara üçer kişinin ismini yazarak seçimi gerçekleştirdik. Sonuçları sayma görevinin bana verilmesinin üzerinden fazla bir süre geçmeden, korktuğumun başıma geldiğini de anlamış oldum. Duran TAMER, Betül ÖVÜNÇ ve Ozan ERBABİ isimleri çıkmıştı kağıtlardan.

Hayatımız boyunca “göreve talip olunmaz, görev verilir, verilince de o görevden kaçınılmaz” düsturuyla yetiştirilen insanlar olarak, “Ya bismillah” deyip, dostlarımızın deyimiyle Yönetim Kurulu, bizim deyimimizle “Hizmet Kurulu” adıyla sıvadık kolları. Artık Kayseri şairlerinin, belki de ilerde edebiyat tarihine geçecek bir ismi vardı: KAYSERİ ŞİİR AKŞAMLARI şairleri!

Ben bir eğitimciyim; çocuklarımın rızkını kazandığım o kutsal mesleğimi asla aksatmadan, ben bir babayım; evlatlarımı yetiştirme görevimi ihmal etmeden ve ben bir şairim; kendime duyulan bu güvene ve sevgiye halel getirmeden, üçünü de bir arada yürütmem gerektiğinin bilinciyle işe koyuldum. Altından kalkamayacağım, adam gibi yapamayacağım hiçbir işe tevessül etmedim. Başladığım her işi de sonuna kadar îfâ ettim. Çocukluğumdan beri Hz Mevlana’ya saygı duyarım. Ancak, nedense Yunus Emre’yi hep daha çok severim. “Gel, ne olursan ol, yine de gel” mantığından ziyade, “Bu kapıdan odunun bile eğrisi giremez!” felsefesi daha yatkındır kafama. Kayseri Şiir Akşamları Yönetim Kurulu olarak; dürüstlükten, doğruluktan taviz vermeden, inandığımız yolda sonuna kadar gitmeye and içtik. Her çileli yolda elbette dikenler, taşlar olacaktır. Önemli olan, o dikenler arasından gülleri derebilmektir.  Bir zamanlar, “Acaba okuduğumuz şiirleri dinlemeye gelen olacak mı?” diye kapıda olan gözlerimizin, şimdi mutlulukla parlayarak “Yeni gelen misafirlerimize sandalye yetecek mi? Eyvah ayakta kalanlar yine çoğunlukta!” diye kapılara bakması bu yüzdendir.

24 Ekim 2008 günü; Kayseri şiir tarihinde amatörlükten profösyönelliğe, nizamsızlıktan intizama, kalp kırmadan hoşgörüye geçişin mîlâdıdır. Milattan bu yana bizi hiç yalnız bırakmayan, her istirhamımızı anında yerine getiren ve fazla teşekkür edilmesinden hoşlanmayan değerli dost,  şiir aşığı Mustafa YALÇIN Beyefendi’nin, son şiir dinletimizde yaptığı tespit, bu görüşümüzün somut ispatıdır. Dedi ki o güzel insan; “Artık bu mekân Kayseri şairlerine dar gelmektedir. Dilerseniz, ilerde Belediyemizin Meclis Salonunu size tahsis edebilirim.”

Şundan adım gibi eminim ki; bizler görevimizi şimdiye kadar olduğu gibi yine aynı heyecanla, doğrulukla yaptığımız müddetçe, şair dostlarımız da bizimle el ele, sırt sırta, gönül gönüle verdikleri müddetçe, ilerde Meclis Salonu da bize dar gelecektir. O zaman yine aşındıracağız Mustafa YALÇIN Bey’in kapısını ve diyeceğiz ki; “Sayın Başkanım, BİZ YENİ YAPILAN STADYUMA TALİBİZ, orayı verin bize!"
                   Saygılarımla, OZAN ERBABİ

 

 




1. BÖLÜM:



Geceye katılan şairlerin sayısı çok olunca, şiir okumak isteyenler arasından kural gereği 25 kişi belirlendi.


İsmail Adil Şahin


Erkan Başok


Ali Erbaş


Şeyhmuz Çiçek


Aşık Gözübenli


Deniz Dengiz Şimşek


Adem Kozanoğlu


Hikmet Onaç


Bahtıser Paydak


Halit Doğan


Süleyman Akbaş


Ozan Erbabi


Abdulkadir Göçmen


Betül Övünç


Ali Baş (Ozan Sezini)


Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Mustafa Yalçın Bey konuşmasında; "Bu salonun artık şairlerimize yetmediğini, Kayseri Şiir Akşamları şairlerinin daha geniş mekanlara layık olduğunu" anlattı. Peşinden de güzel bir şiir okudu.


....................................................................................................................

2. BÖLÜM:


Nihat İşman


Deniz Dengiz Şimşek, şair Ali Erbaş'ın SEVGİ YUMAĞI isimli şiir kitabını tanıttı.


Filozof Ömer Çolakoğlu


Hüdaverdi Ağdoğdu


Mustafa Ünal


Ayşe Konur


Süleyman Taşçı


Mustafa Ferit Yıldız


Mehmet Ali Gül


Mesut Özbek


Bekir Balaban


Nafiz Ağca


Duran Tamer


Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Mustafa Yalçın Bey ve şairlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Kayseri Şiir Akşamları Yönetim Kurulu adına Duran Tamer, geceyi kayda alıyor.


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Sunucumuz Ali Peker ve salon görevlimiz Yahya kardeşimiz




16/01/2009 ŞİİR DİNLETİSİ PROĞRAMI:

1.BÖLÜM:

 

ŞAİR ADI:                              ŞİİRİNİN ADI:

 

  1. İsmail Adil Şahin                     Şehit Kanı Gül Olur
  2. Erkan Başok                          
  3. Ali Erbaş                                 Erciyes’e Sesleniş
  4. Şeyhmuz Çiçek                       Seni Arıyorum
  5. Aşık Gözübenli                        Anadolu’dan Haykırış
  6. Deniz Dengiz Şimşek               Aşıklar
  7. Adem Kozanoğlu                    Kül Olmuş Gibi
  8. Hikmet Onaç                           Kurtarın Dünyayı
  9. Bahtıser Paydak                      İnsan Kılığında Gezen Şeytanlar
  10. Halit Doğan                             Çeteler Sarmış
  11. Süleyman Akbaş                      Filistin Ağlıyor
  12. Ozan Erbabi                            Filistin
  13. Abdulkadir Göçmen                Hasan Ali
  14. Betül Övünç                            Bahçemde Karanfil Gül mü Bıraktı
  15. Ali Baş                                    Davacılar
  16. Mustafa Yalçın                        Konuşma, şiir (Mescidi Aksa'yı Gördüm)

.......................………………….........................……………….

 

2. BÖLÜM:

 

  1. Nihat İşman                             2 türkü
  2. Ali Erbaş – Deniz Şimşek        Sevgi Yumağı kitabının tanıtımı
  3. Ömer Çolakoğlu                      Anlatım
  4. Hüdaverdi Aydoğdu                Çocuk
  5. Mustafa Ünal                           Seni Görmeden Önce
  6. Ayşe Konur                           
  7. Süleyman Taşçı                       Uyan Artık Ceylan Gözlüm
  8. Mustafa Ferit Yıldız                 Mikrop
  9. Mehmet Ali Gül                       Hatıramdır Eşgalim
  10. Mesut Özbek                          Müslümanlar Ölüyor
  11. Bekir Balaban                         Karakoç’a Mektup
  12. Nafiz Ağca                              Gazze Kan Ağlıyor
  13. Duran Tamer                           Gülden Kızım 

  

 


 GECEDE OKUNAN ŞİİRLER:

 

Âşıklar
 
Sevda dediğinde yüreği yanık
Aşkla sarhoş iki kişi olmalı
Destanlar Ferhat’la Şirin’e tanık
Her gönlün muhabbet eşi olmalı
 
Yar uğruna kızgın çöle düşmeli
Gönül aşkın harı ile pişmeli
Sevdanın acısı kalbi deşmeli
Âşık yaralı döşü olmalı
 
Fark etmez makamı, şöhreti, şanı
Hey’canla akmalı kişinin kanı
Bilmeli usulü, edep, erkânı
Âşıkların ağır başı olmalı
 
Sevdanın perisi her zaman gelmez
Gelse de bazısı kıymetin bilmez
Kanlı gözlerinde çağlar eksilmez
Deniz gibi akan yaşı olmalı
         Deniz Dengiz ŞİMŞEK
 
 
Seni Arıyorum
 
İlk defa gece bitmesin
Diye yalvarıyorum.
Evladını kaybetmiş anne gibi,
Kalabalığı yarıyorum.
Rüyadayım ve seni arıyorum.
 
Elimde bir resim,
Dilimde bir isim
Sokakları tarıyorum.
Söylemekten kısılmış sesim,
Rüyadayım ve seni arıyorum.
 
Görmüş gibiyim,diyenler var.
Seni bulmam an meselesi.
Bir ses bana diyor;geceye yalvar
Olmasın sabah!
Eğer yoksa günahı
Gelmesin ezan sesi.
 
Gerçekleri kaybettik,
Rüyalar kaldı bize.
Gözlerime mil çektim
Bitmesin bu karanlık,
Darılmışım gündüze...
         Şeyhmus ÇİÇEK
 
 
Bahçemde Karanfil Gül Mü Bıraktı?
 
Demiş  “susmasın desin bir şeyler”
Bende söz diyecek dil mi bıraktı
Talan bağda bülbül gönlünü eyler
Bahçemde karanfil gül mü bıraktı?
 
Sözüm ele değil arsız yar/adır,
Sevdası şuramda onmaz yara/dır
Yastayım, esvabım şalım karadır
Bende al giyecek  hal mi bıraktı?
 
Yaşı gahi ondu gahi de yüz/dü
Ben gölde boğuldum o çayda yüzdü
Ruhumu incitti derimi yüzdü
Bağda gül kovanda bal mı bıraktı?
 
Şöyle bir düşündüm maziye daldım
Öyle ya eğilmez bükülmez daldım
Dalgalara meydan okuyan saldım
Yelkenime değen yel mi bıraktı?
 
Git turna istemem ben bu selamı
Kestim o yar ile gayrı kelamı
Anarsam yaradan versin belamı
Başta ağarmamış tel mi bıraktı?
 
Ağzına almasın benim adımı
O vicdansız kalbi  hiç kanadı mı
Kırdı hem kolumu hem kanadımı
Uzanıp tutacak el mi bıraktı?

Betül ÖVÜNÇ
 
 
 
 
Erciyes’e Sesleniş
 
Erciyes adını nereden aldın?
Bu ad sana çok yakışmış Erciyes
Bin yıllardır dimdik ayakta durdun
Sorsam acep yaşın kaçtır Erciyes ?
 
 
Bir zamanlar yanar dağdın küllendin
Hakka mı aşıktın yandın tükendin
Beyaz gelinliği ne zaman giydin?
Al duvağın nice oldu Erciyes?
 
 
Heybetin vakarlı duruşun pek hoş
Dantel dantel süsler seni kara kış
Zaten sen güzelsin seni övmek hoş
Endamı gerdanı güzel Erciyes?
 
 
Yaz gelince yaylaların şenlenir
Eteğinde bahçelerin güllenir
Kayseri deyince adın söylenir
Alameti farikasın Erciyes?
 
 
Kaynakların abı hayat kaynaşır
Yaylalarda kuzuların oynaşır
Damarların enginlere su taşır
Cömertliğin haktan mı aldın Erciyes?
 
Her dem hayat verin kayserimize
Seni lütfetmiştir Allah'ım bize
Güzelliğin benzer geline kıza
Başında sanki taç karın Erciyes?
 
Süleymaniye’ye model olmuşşun
Sanki gidip İstanbul'a konmuşşun
Acı tatlı nice günler görmüşşün
Sinan senden ilham almış Erciyes?
 
 
Bulutların birbirini kovalar
Gelen yağmurları tutar oyalar
Şair ali erbaş diye duyalar
Hırçın mıdır nedir huyun Erciyes?
                            Ali ERBAŞ
 
Kurtarın Dünyayı
 
Güzelim dünyamız katledilmekte,
Bak, can çekişiyor, her an ölmekte.
Canlı türlerimiz hep tükenmekte,
Sıra insanlara gelip duruyor.
 
Kimyasal bombalar, dumanlar başta,
Kurumuş Afrika, açlar savaşta.
Hastaneler dolu, figan her yaşta,
İnsanlar kanserden ölüp duruyor.
 
Soluduğum hava karbon monoksit,
Su kolibasili, bulutlar asit.
Zehir solunuyor, kanımda toksit,
Doktorlar gerçeği bilip duruyor.
 
Gıdalar hormonlu, oksijen bitmiş,
Yakılmış ormanlar, dumanı tütmüş.
Bir zaman dağlarda keklikler ötmüş,
Yeşil sahalarım solup duruyor.
 
Tükendi mi çare, yok mudur şıklar?
Nerede devletler, hani aşıklar.
Hayatı bitiren kozmik ışıklar,
Ozon tabakasını delip duruyor.
                           Hikmet ONAÇ
 
 
 
Mikrop
 
Sen nasıl mikropsun ki, ruhuma bulaşırsın;
Damarımda gezinir kanımda dolaşırsın,
En mahrem hücrelere anında ulaşırsın; 
Tabip derman bulamaz böyle bahtı karaya;
Bana bir sevk yazdır da gideyim Ankara’ya!
 
Değirmen taşı gibi başımı döndürürsün;
Tutuşan kandil gibi üfleyip söndürürsün.
Bu gidişle sen beni gün gelir öldürürsün.
Herkese torpil yaptın beni koydun sıraya;
Bana bir sevk yazdır da gideyim Ankara’ya!
 
Ateşim çıktı kırka, sen ettin beni hasta.
Vurgun yemiş gönlümü bıraktın kara yasta.
İçirdin ilâç diye zehiri altın tasta.
Eşi dostu düşürdüm hatır için araya;
Bana bir sevk yazdır da gideyim Ankara’ya!
 
Bitkisel hayattayım seninle yatıyorum;
Takılan serumlara panzehir katıyorum.
Bıraktığın virüsü bu yolla atıyorum.
Reçetemi yazdırdım merhem yokmuş yaraya;
Bana bir sevk yazdır da gideyim Ankara’ya!
 
Hemşire melek gibi başucumda dolaşır;
Korkarım ki bu illet doktora da bulaşır.
Akyuvar beni senden kurtarmaya uğraşır.
Hazanî’yi bu dertle çevirdin maskaraya;
Bana bir sevk yazdır da gideyim Ankara’ya!
                           Mustafa Ferit YILDIZ
 
 
 
 
Gülden Kızım
 
Dertli Leyla gibi dağları aşma
Kadere köz olup bağrında pişme
Dilerim Mevlâ' dan soysuza düşme
Daim gönüllerde kal Gülden kızım.
 
Düşmesin peşine kötü sorunlar
Daim senin olsun mutlu yarınlar
Beni karşılasın üç beş torunlar
Dünyadan muradın al Gülden kızım.
 
Çayırlı çimenli yeşil göllerin
El içinde uzun olsun dillerin
Har görmesin bahçendeki güllerin
Yeşersin yaprağın dal Gülden kızım.
 
Toplanır dostların çeyizin yazar
Babayın gönlüne kurulur pazar
Gökhan kardeş sana eylesin nazar
Beline bağlasın şal Gülden kızım.
 
Ben altun olsam da sırası sensin
Bu kalan ömrümün yarısı sensin
Fatma çiçeğimdir arısı sensin
Şekerim şerbetim bal Gülden kızım.
 
O yüce dağları koyma arama
Merhem olam bağrındaki yarana
Sana âşık olan Dertli Duran' a
Yılda birkaç kere gel Gülden kızım.
                           Duran TAMER
 
 
 
Mescid-i Aksa'yı Gördüm Düşümde/ M.Akif İnan

Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
Varıp eşiğine alnımı koydum
Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu

Gözlerim yollarda bekler dururum
Nerde kardeşlerim diyordu bir ses
İlk kıblesi benim ulu Nebi'nin
Unuttu mu bunu acaba herkes

Burak dolanırdı yörelerimde
Miraca yol veren hız üssü idim
Bellidir kutsallığım şehir ismimden
Her yana nur saçan bir kürsü idim

Hani o günler ki binlerce mü'min
Tek yürek halinde bana koşardı
Hemşehrim nebiler yüzü hürmetine
Cevaba erişen dualar vardı

Şimdi kimsecikler varmaz yanıma
Mü'minden yoksunum tek ve tenhayım
Rüzgarlar silemez gözyaşlarımı
Çöllerde kayıp bir yetim vâhayım

Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde
Götür Müslümana selam diyordu
Dayanamıyorum bu ayrılığa
Kucaklasın beni İslâm diyordu
                  Okuyan; Mustafa YALÇIN


 
 
Filistin/ Kenan ÇARBOĞA
 
Ey Yakup’un ülkesi, ilk kıblem, kutlu toprak
Sensin mübarek vatan, sensin İrem Filistin
Zalimlerin elinde düştüğün şu hâle bak
Yanıyorsun ateşte buram buram Filistin
 
Çağdaş dünya kör oldu, soykırımı gören yok
Kâfirlerden bu zulmün hesabını soran yok
Müminler hâlâ sessiz, hâlâ tepki veren yok
Tükenmeye yaklaştı umut çıram Filistin
 
Muhammed ümmetiyim Hak için akar kanım
“Zafer inananların” şüphe bilmez imanım
Suçluyum evet dünya, çünkü ben Müslüman’ım
O yüzden yangın yeri yanım, yörem Filistin
 
Caniler azdı yine, gün dünden daha kötü
Sokakta bebek kanı, duvarda bebek eti
Nerelere kayboldu Ömer’in adaleti?
Nerelere kayboldu yasam, törem Filistin?
 
Mahzun bekliyor Burak miraca giden yolda
Mescid-i Aksa ağlar gözleri yaşlı hâlde
Selahaddin Eyyubi mezarından çık gel de
Yıkılsın küfrün tacı, dinsin yaram Filistin
  
Bir yanda yalın ayak, baş açık, alnı aklar
Diğer yanda füzeli sürü sürü alçaklar
Kurşunlara yürürken sapan taşlı çocuklar
Bize yaşamak haram, hayat haram Filistin!
                           Okuyan:   OZAN ERBABİ
 
 

Üç dinin kutsal şehri, ateş kanla Filistin,
Akan göz yaş selini, duyma dünya iniltin.
Tarihin o güneşi Eyyubi Selahattin,
Mescidi Aksa Kudüs, Ezanı Muhammed in.
Kanlı gözyaşlarıyla ,inler İslam ümmetin.
O feryat sesleriyle, kurtar diyor mehmedin.
Destursuz giriyorlar Gazze’ye Siyonistler
Kan ağlıyor sokaklar, zalim kapitalistler.
Habersiz seher vakti tanklar, füze uçuyor,
Analar kucağında bebekler kan saçıyor.
Bir kıyamet vahşeti, yer gök bomba kusuyor,
Dili kopmuş dünyanın, vicdanları susuyor.
Şu Arap aleminin lideri pusuyor,
Küresel krallığı, seslerini kısıyor.
Kendi nefsi çıkarı, taptıkları ilahlar,
Kan ve can pahasına, satlık katil silahlar.
Gece gündüz durmadan ölüm yağıyor
Kan dolmuş kundaklara, vicdanları dağlıyor.
Bacı kardeş annesi, kan seli gövdeleri,
Eller ayaklar kopmuş, toprak gonca gülleri.
Ölüme gülümseyen, Cennet’in bülbülleri ,
Kanlarda çiçek açmış, vatan can sümbülleri.
Dünyaya gözlerini, yeni açmış
Bebekler beşiklerde, kan gölüne çökerken .
Avrupa Amerika, ihanete susarken,
Kanlı katil Şaronlar Azrail’i beklerken.
Musa’nın firavunu, cehenneme giderken,
Karunun hazinesi, kanlı çukur eşerken.
Küfre boyun eğmez, gerçekte Müslümanlar,
O ölüm keskin silah, şahadete inananlar.
Kral, emir, şeyhleri, cumhur umman keyfleri,
Buna nasıl göz yumar Arap’ın liderleri ,
İngiliz uşakları, petrol şeyh taslakları.
Türk’e ihanet eden fistanlı mollaları.
Hem dünya, ahretin de, cehennem azabınız,
Mahşere yazılacak hem günah vebaliniz.
Hiç gitmedi Filistin, şu bahtının karası,
Alçak hain küffarın,bağrındaki yarası.
Gazzeli ey şehitler,kanınız göz yaşınız,
Koparılan kol bacak,Çanakkale şanımız.
Utanmaz kör dünyaya, haykıran vicdanımız.
O kanlı ezikliğin,tarihteki kahrımız.
Şu siyonist ateşe ısınıyor yanımız,
Birgün dünya duyacak, Türk İstiklal canımız.
Türk İslam aşkıyla damardaki kanımız,
Azarsa Türk’e düşman, kükrer taşar sabrımız.
Bizimdi yıllar önce, vatandı toprağımız,
Nöbette Mehmetçiğin, kanı al bayrağımız.
O toprağın ruhunda,var Fahrettin Paşamız,
Mustafa Kemal emri, mührü yazı kaşemiz.
Ağlama ey Filistin, sil gözünün yaşını,
Tevbenin secdesiyle,kaldır artık başını.
Fetihde mücadele millet, Türkün mehter marşını ,
Ravzayı Mudahhara ,Kabe kutsal taşını.
Koruyacak her zaman, Müslüman kardeşini,
Söndürür Türk milleti,zalimin ataşını.
Yavuzun haykırışı, Ridaniye Çaldıran,
Zalimlerin zulmünü kılıcıyla kaldıran.
Gazze ile İstanbul,hasret kucaklaşacak,
Diyarbakır’la,Kerkük,gönüller yaklaşacak
Yemen’le Kırım’ıyla,Türk ü ile buluşacak
Her mazlum milletine, gücü ile buluşacak.
İslam medeniyeti, güneş gibi doğacak.
Haçlı kanlı canavar, zulmünde boğulacak.
Dinleyecek bu dünya, Türk’ün tarih sesini,
Açacak gül çiçekler, toprağın nefesini.
Düşünürüm Yarab !İslamın imtihanı,
Mukaddes emanetler,Yavuz Türk’ün Hakanı.
Düşmanlar gelir ise elbette gidecekler,
Yıktıkları yerlerde, düşüp ezilecekler.
Al duvaklı şehitler bir, bin dirilecek,
Türk İstiklal savaşı emrini verecekler.
Emperyalist güçleri, kanda sürünecekler
Altın saçlı, mavi göz, Atatürk diyecekler.
                                              Nafiz AĞCA
 
 
Filistin  Ağlıyor
     Kadir Mevlam yalvarırım ben sana,
     Türk İslam Alemi kan ağlar oldu.
     Kundakta bebekler boyandı kana,
     Caniler elinden can ağlar oldu.
            Akşam karanlığı gece yarısı,
            Filistin'i sardı çakal sürüsü.
            Cana kıydı İsrail'in conisi,
            Yahudi elinden din ağlar oldu.
     Kimi şehit oldu çoktur yaralı,
     Geçen günler bize olur karalı.
     Dizilmiş mevtalar hepsi sıralı,
     Kavruldu yürekler ten ağlar oldu.
           Bomba atıp camileri yıktılar,
           Geline kızlara kurşun sıktılar.
           Masumları diri diri yaktılar,
           Yas tuttu bulutlar gün ağlar oldu.
      Kanı bozuk Buş'a dost dedik yani,
      Mü'minler secdede vur dedi cani.
      Gazze sızılıyor akıyor kanı,
      Ellerim duada yön ağlar oldu.
             Hastaneyi doktorları vurdular,
             Sayısı belirsiz cana kıydılar.
             Fidan boylu yiğitleri kırdılar,
             Dağlar boyun büktü in ağlar oldu.
      Katil Amerika yobaz alemi,
      Bu dünyada Müslümanla kalemi.
      Olmert'e kahpe der şair kalemi,
      Yıkıldı yuvalar kin ağlar oldu.
            Müslümanın asla dostu yok dedik,
            Yahudi darbesin bir daha yedik.
            Aslın bozuk senin zaten bilirdik,
            Özümüz yanıyor yön ağlar oldu.
      Yardım et ya Rab,son bulsun acı,
      Analar çırpınır ağlıyor bacı.
      Ozan Büryani'yem size duacı,
      Acınıza ortak ben ağlar oldu.
                       Süleyman AKBAŞ
 
 
 
 
Şehit Kanı Gül Olur
 
Ülkemin dağı, taşı cennete misâl iken,
Cehennemlerde yansın bu fitneleri eken,
Nifak tohumlarıyla binlerce körpe beden,
Özgürlük vaadiyle toprağa kurban düşer,
Âhlar Allah’a çıkar, yere asuman düşer.
 
Batının yamyamında doymayan bir iştihâ,
Kanar körpe dimağlar ufku boyar siyaha,
Bürünür kan rengine yemyeşilken bu vaha,
Toprağa bir can düşer, ocağa figan düşer,
Âhlar Allah’a çıkar, yere asuman düşer.
 
Yağma için yurdunu eder evinden firar,
Dağda adalet arar, öz kardeşini tarar,
Kanlar, canlar üstüne oynanır mı bu kumar?
Güç düşer, derman düşer, yürekler viran düşer,
Âhlar Allah’a çıkar, yere asuman düşer.
 
Özgürlükte eşitlik, bu neyin savaşıdır?
Görmüyor kardeşini, beyin yok, göz şaşıdır,
Yaktıkları öz cana cehennem ateşidir,
Zamansız da olunca ayrılık yaman düşer,
Âhlar Allah’a çıkar, yere asuman düşer.
 
Ana bağrı yansa da, toprak kana kansa da,
Fışkırsa da yerlerden otlar gibi şüheda,
Tesellisi şahadet çok zor olsa da veda.
Dünyada vicdan düşer, ukbâda mizan düşer,
Âhlar Allah’a çıkar, yere asuman düşer.
 
Nemrutlar ateş yakar, şehit kanı gül olur,
Kardeş Kabilleşince gözyaşları sel olur,
“Şerefin için yaşa, vatan için öl” olur.
Yiğit erleri varken sanmayın vatan düşer,
Âhlar Allah’a çıkar, yere asuman düşer.
                                    İsmail Adil ŞAHİN
 
 
 
 
Karakoç’a Mektup
 
Selamün aleyküm aziz üstadım,
Üzmek değil, haber sormak maksadım.
Mektupla tebrikle seni aradım,
Bekletme bir haber ver Karakoç'um.
 
Geçmişi andıkça yaş dolar gözüm,
Sabrım tükeniyor kavruldu özüm,
Cemiyet adına kızarır yüzüm,
Azaldı namusla ar Karakoç'um.
 
Huzur ile açılalı aramız,
Tedaviye hasret kaldı yaramız.
Arşa çıktı döğüş nizah naramız,
Vatan da bölücü var Karakoç'um.
 
Hor bakanlar baş tacıdır mazime,
Küfrederler şehidime gazime,
Cevap hazır yakışmıyor ağzıma,
Artık çekilmiyor zor Karakoç'um.
 
Raflara kaldırdık hal ve hatırı,
Türk-İslam diyene çaldık satırı,
Soysuzlaştık çağdaşlıktan ötürü,
Rezalet diz boyu gör Karakoç'um.
 
Büyüğe saygı yok, küçüğe şefkat,
Ahlaksızlık var ya boy atar kat kat.
Velhasıl herkese yük oldu hayat,
Bak dünya başlara dar Karakoç'um.
 
Secde ettik medet umduk maddeden,
Asrîlik adına tutsaktır beden.
Sorma ha, söylemem niçin ve neden,
Aman ısrar etme dur Karakoç'um.
 
Horlanır günbegün örf adet töre,
Rengin tarifi yok doğuştan köre,
Bir nesli mahvettik göz göre göre,
Düştü hanemize har Karakoç'um.
 
Bağışla ha beni üzdümse şayet,
Normal karşıla ki doluyum gayet.
Affet beni yazmıyorum nihayet,
Anlaşılan susmak kâr Karakoç'um.
 
Balaban'ım kuruyor birlik pınarım,
Mazime de atime de yanarım.
Ellerinden öper saygı sunarım,
İster hoş gör ister yer Karakoç' um.
 
Bekir BALABAN

 

 

Uyan Artık Ceylan Gözlüm
 
Halen uykudamısın Ey Ceylan Gözlüm daha uyanmadınmı
Kaldır başınıda bi hoşgeldin de bari böl uykularını
Dün gece rüyamda gördüm seni, gel diyordun bana her zamanki gibi
Ben hiç gitmedim ki hep buralardayım yani başındayım başucundayım
Gel götür beni buralardan diyorsun uyan uyanda tut ellerimi
Gir kollarıma sarıl boynuma kokunu özledim nefesini özledim
Ceylan Gözlerini özledim uyan artık gidelim buralardan
 
Ceylan Gözlüm bensiz nasıl yatarsın buralarda hiçmi özlemedin beni
Uyan uyanda iki çift laf edelim, sende kaldır başını bak gözlerime
Dün gece ne söz vermiştin bana gelde bu kez gelecem seninle diye
Uyan uyanda sarıl boynuma, gir kollarıma, akıtma artık gözümden yaşlarımı
 
Yıllar oldu Ceylan Gözlüm çeyrek asır oldu sen uykuya yatalı
Sensiz geçen günlerin hatırası var birer birer ağırır saçlarımda
Hiç düşünmedinmi çekip giderken ,yanağıma son bir buse kondurmadan
Veda etmeden tomurcuk gül idin henüz açmadan ne işin vardı buralarda
 
Can kuşum canan kuşum göçmen kuşlar bile habersiz gitmez
Ben seni candan yürekten sevmiştim be hayırsız bu sevda böyle bitmez
Şimdi gidiyorum bugünde gidiyorum gözüm hep arkamda kalacak
Güllerini, çiçeklerini, mezar taşlarını, göz yaşlarımla ıslatarak
 
Rahat uyu sen üzülme be güzelim ben üzüldüm ikimizin yerine
Hiç sevmezdin böyle dolaşmamı hep bana kızardın bu ne hal diye
Hep yasını tuttum bu güne dek bu yüzdendir suratımdaki bir karış sakal
Ben buralardayım Ceylan Gözlüm bir dolaşıpta geleyim
Şimdilik hoşçakal Ceylan Gözlüm şimdilik hoşçakal
Süleyman TAŞÇI


Müslümanlar Ölüyor
 
Türkistanda ağlar balalar
Şafak vakti meçhule giderken babalar
Dul kalmış eşler kara yazgı bağlar
Dinmiş ezanlar duyulmuyor selalar
                 Müslümanlar bir yerlerde hep biteviye ölüyor
                 Birileri bir köşede sinsice gülüyor
Karabağda yine caniler en önlerde
Tarih tekerrür eder sırıtan iğrenç yüzlerde
Süngülerle deşilmiş nice ceset yerlerde
Medeniyet bir kez daha katillerle el ele
                  Müslümanlar bir yerlerde hep biteviye ölüyor
                  Birileri bir köşede sinsice gülüyor
Kıbrıs da ENOSİS için kan akıtanlar
Şimdi baş köşede itibar gören onlar
Bu  alçaklığı bilen yaşayan anlar
Hep aynı yüzler,hep iğrenç kana susayanlar
                   Müslümanlar bir yerlerde hep biteviye ölüyor
                    Birileri bir köşede sinsice gülüyor
Bosna yeni bir haçlı vahşeti tarihde
Sistemli soykırım hiç silinmez belleklerde
Kaybolan eş,baba,çocuk hala aranır bir yerlerde
Sözde barış gücü,barış için,canilerle el ele
                     Müslümanlar bir yerlerde hep biteviye ölüyor
                     Birileri bir köşede sinsice gülüyor
Tarihte son oyun Filistinde oynanmakta
Aynı kanlı kazan,farklı aktörlerle kurulmakta
Yine günahsız kadın,çocuk canlara kıyılmakta
Dünya edepsizce bu caniliğe çanak tutmakta
                       Müslümanlar bir yerlerde hep biteviye ölüyor
                       Birileri bir köşede sinsice gülüyor
Artık bu kötü gidişe son vermek zamanıdır
Çıkış Allah yolunda birlikte çalışmaktır
Birlik olup çareyi içimizde bulmaktır
Kanlı pusu kuranlardan medet ham hayaldir
                         Müslümanlar bir yerlerde hep biteviye ölüyor
                          Birileri bir köşede sinsice gülüyor
                                                         Mesut ÖZBEK


DAVACILAR

 

Beşikteki bebe, yetmişlik dede,

Senden davacıdır yirminci asır.

Yaşıyorum ama gönül gene de,

Senden davacıdır yirminci asır.

 

Dünyada barış yok, hep savaş devri,

Neşe yok, heves yok, gözde yaş devri.

Ortaçağ, Eskiçağ, Yontma taş devri,

Senden davacıdır yirminci asır.

 

Suçlu kim, sen misini neslim mi yoksa?

Ne vardı, senden de bir Fatih çıksa.

İlk kıblemiz olan Mescidi Aksa,

Senden davacıdır yirminci asır.

 

Şehit kanı şimdi sel olup akan,

Ateştir, baruttur, gül değil kokan.

Uyanıp o şanlı tarihe bakan,

Senden davacıdır yirminci asır.

 

Zalimler devrilsin, şahidim şahit,

Neden yetim Filistin’de mücahit?

Tekbir sedasıyla can veren şehit,

Senden davacıdır yirminci asır.

 

Sezini’yim, aşkım; din, bayrak, vatan,

Bu ÜÇ ÜLKÜ beni ayakta tutan.

Utan be! Yaptığın işlerden utan,

Senden davacıdır yirminci asır.

 

ALİ BAŞ (OZAN SEZİNİ)

KAYSERİ ŞİİR AKŞAMLARI
 
WEB SİTE
http://kayserisiiraksamlari.tr.gg
E-POSTA
kayserisiiraksamlari@hotmail.com
Reklam
 
ŞİİR AKŞAMLARI
 



More Cool Stuff At POQbum.com

*****



şairler buluşuyor

HABERLER
 
KİMLER GELDİ KİMLER GEÇTİ
 
Sitenizesayac.com
GAZETELER
 
 
Bugün 24 ziyaretçi (27 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=