13 Şubat 2009 Dinletisi















KAYSERİ ŞİİR AKŞAMLARI

13 ŞUBAT 2009 ŞİİR DİNLETİSİ:


       Kayseri Şiir Akşamlarına başlarken üzücü bir haber aldık. Türk Dünyasının büyük şairi Bahtiyar Vahapzade aramızdan ayrılmıştı. Biz de Kayseri Şiir Akşamları şairleri olarak, Bahtiyar Vahapzade'yi anarak başladık proğramımıza.




DİNLETİ RESİMLERİ



Hamit Bölücek







Nafiz Ağca


Betül Övünç


Ali Baş


Hilmi Erçelebi


Süleyman Karacabey


Zeynep Köşker 


Ozan Büryani


Halit Doğan


Abdulkadir Göçmen


Aşık Mahrumi


Murat Kaplan


Erkan Başok


İbrahim Mucuk


Hikmet Saadet Çakıcı



Aşık Abdulkadir Temizyürek


Aysel Fındık


Hatice Pembe


Ozan Erbabi


Şenay Özkan


Zeynep Şahin


Öngün Yıldırım


Şeyhmus Çiçek


Ayşe Konur


Halk Filozofu Ömer Çolakoğlu


Süleyman Taşçı


Misafir Şair


Emin Taşçı




Şairlerimiz Adnan Büyükbaş, Ali Rıza Navruz ve Hüdaverdi Aydoğdu



Misafirlerimiz


Bekir Oğuzbaşaran Bey ve Kayseri Belediyesi Genel Sekreteri Mustafa Yalçın Bey



Şairlerimiz Köksal Akçalı ve İbrahim Mucuk


Ozan Büryani ve misafiri 


Halk Filozofu Ömer Çolakoğlu ve Deniz Şimşek


Şairlerimiz Mahinaz, Deniz Şimşek ve Bünyamin Feyzioğlu





Emir Kalkan ve Sunucumuz Ali Peker


Haftanın çifti; Halk Filozofu Ömer Çolakoğlu ve Eşi (Encıla yenge)




     Meclisi mebusan
     Gibi toplanır,
     Önde kürsü,bayrak ile Atatürk.
     Bu mekan bizlere
     Erkenden yanar,
     Halen dünyaya bedeldir bir Türk!
           
            Bir yandan başlar çekim,
            Renkli renkli resimler.
            Orada sıra ile
            Çağırılır isimler.
            Sazından udisine,
            Kimler bulunmaz kimler...
 
      O esnada sırada
      Varsa bir aşk şiiri,
      Seyret bak matem yeri
      Sarıyor o şairi.
      Şakaklar mı çökmüş?
      Gözlerinde olmayan fer!
            Orada sevda nehri
            Bendini yıkıp akmış.
            Mebusları şairler,
            Dokunulmazlık yokmuş!
            Dillerinde şiirler,
            Her gönüle bir akmış.
       Bazen olur coşarlar
       Azgın sel suyu gibi,
       Saatinde koşarlar
       O gün bayram var gibi.
       Bu meclis başka meclis,
       Bulunmaz boranla sis,
       Biliyorum emsalsiz.
       Emsalsizdir emsalsiz!
                      İbrahim MUCUK
Şiire Saygı / Betül ÖVÜNÇ
            Her konuda olduğu gibi şiir ve edebiyatımız konusunda da saygı şarttır. Öncelikle şair şiire, toplum ve devlet büyükleri de şaire saygı duymak zorundadır.
            Şairin şiire saygısı olmazsa yazdıkları saygın olmayacak, kulaklarda gönüllerde hiçbir iz bırakmadan kaybolup gidecektir.
            Peki şairin şiire saygısının ölçüsü nedir?
            Öncelikle şair, şiirin iki olmazsa olmazı olduğunu bilmek zorundadır. Biri duygu biri bilgi. Şair arı gibidir. Ne kadar çok çiçekte gezerse o kadar kaliteli bal yapar. Yani okumalı şair çok okumalı ve şair; ister araştırıp okuyarak, ister edebiyat kültürümüzün “usta çırak” geleneğinden yararlanarak şiirin incelik ve kurallarını bilmek zorundadır. “Ben yaptım oldu” cümlesi sadece cehaletin ve tembelliğin maskesidir.
            Elinde kalın bir defter ile Kayseri Şiir Akşamlarında şiir okumak için gelen bir gence “hece vezni ile mi yoksa serbest vezinle mi yazıyorsunuz?” diye sorduğumda yüzünde oluşan o buruşuk ifadeden söylediğim şeylerin ne olduğunu bile bilmediğini anlamıştım. Utandırmamak adına tam konuyu değiştirecektim ki “ben öleee içimden geleni yazıyorum” dedi. Olmaz! İşte burada  Türk şiirine saygısızlık söz konusudur.. Madem şiir yazacaksak Türkçeyi iyi kullanmaktan, dile hakim olmaktan, kelime dağarcığımızı zengin tutmaktan, iz bırakan şairlerin hayatlarını, nasıl şiir yazdıklarını araştırmaktan tutun da şiirin olmazsa olmazlarına sahip olup olmadığımızı iyice tartmaya, şiirdeki kural ve teknikleri en iyi şekilde bilmeye kadar yeterlilik taşıdığımızdan emin olmalı ve “evet ben şiirin hakkını vererek yazabilirim” diyebiliyorsak  kalemler şiire açılmalı. Yazarken de bulunduğunuz ortamdan tutun da, duygu yoğunluğunuza kadar her şey en güzel şekilde hazırlanmalı. Çünkü yapılacak iş önemlidir. Çünkü şiir yazılacaktır.
            “Türkçem, ses bayrağım benim!” diyen usta şairlerimizden DAĞLARCA’ nın şiir yazacağı zaman, özel bir gömlek giydiğini ve ceketinin düğmelerini iliklediğini ve şiir yazmaya bu saygı ile başladığını biliyor muydunuz?
            Ne yazık ki günümüzde “karnım ağrıdıydı da o zaman yazdığım bir şiir”, “otobüste gelirken karalayıvermiştim”, “filan kişi bana “kaşının altında gözün var” demişti de ona yazıvermişim”, “filan zaman rüyamda filanı görüp, uyanıp uyku semesi karalayıverdiğim şiir” gibi cümlelerle açılışı yapılarak sunulan ve karalayıvermelerden öteye geçemeyen yazıların adlarına şiir denmesi ile şiire yapılan saygısızlıktan bahsediyorum.
            Amacım kimseyi üzmek değil ama edebiyatımız adına, dilimiz adına, şiir ve şair saygınlığı adına bu konuyu dile getirmekte fayda gördüm. Şiir ki kendisine verilen emeği asla inkar, emek verilmeden yazılmaya da asla tahammül etmez.
            Kayseri Şiir Akşamları aslında şiiri ve şairliğimizi geliştirmek için bir fırsattır. Her dinletide çok farklı şiirler okunmaktadır. Konusu farklı, tekniği farklı, kalitesi farklı… “en iyi ben yazarım” düşüncesinden arınıp, “ben de bu okunan şiir kadar kaliteli  şiir yazabilmek için ne yapmalıyım? Hangi kaynaklardan ya da kişilerden destek almalıyım?” sorularına cevap aramalıyız.
            Ama bu soruları sorabilmek için öncelikle iyi bir dinleyici olmamız gerekir. Ancak açık söyleyeyim ki yaptığımız dinletilerde bazı şairlerimiz sadece şiirini okuyup gitmek derdindedir. Öyle ki dinletimize gecikmeli gelip sonra da “evde işlerim var, beni listeye yazın, bu da yetmez, geldiğim sıraya göre değil de önlere alın da bir an evvel okuyup döneyim” teklifinde bulunan ve şiirini okuduktan sonra salonu terk edip gidenleri gördük defalarca. Burada hem şiire hem şairlere yapılan saygısızlığın yanı sıra benim asıl vurgulamak istediğim konu; yazdığını okuyarak değil, yazılanları okuyarak ya da dinleyerek başlangıçta verdiğim örnekteki arı olmanın önemidir.
            Anlayana arı vız, anlamayana bal ne lazım!













GECEDE OKUNAN ŞİİRLER



BU MECLİS
 
 
SEN YOKSUN BU ŞEHİRDE
Yalnız kaldım bu şehirde
Sessiz, sessiz geziyorum
Kaldırımda köşelerde
Sessiz, sessiz geziyorum.

Bu şehir bana yabancı
Bu insanlar hep yalancı
Yokluğun içimde sancı
Sessiz, sessiz geziyorum.

Can bedenimde bu tenle
Sanki alay eder benle
Umutlarım geçer senle
Sessiz, sessiz geziyorum.

Bu şehirde hasret kokar
Bu şehirde canlar çıkar
Mevsim geçer yıllar akar
Sessiz, sessiz geziyorum.

Turalım döndüm bülbüle
Hasretim kırmızı güle
Gönlümdeki sevda ile
Sessiz, sessiz geziyorum.
Ömer TURAL
 
 
  ŞAFAK
Karanlıklar sıyrılır, perde perde, doğdu şafak,
Değil karanlık gece, uyanıp rızkına koşmak.
Renklenir canlı alem, nurlara boyanmış şafak,
Sönmüş gümüşmehtabı, dalda bülbül aşkına bak.
          Gönül  cennet sarayı, dağlarda uyanır şafak,
          Vakte öten horozlar, uyan bak doğuyor şafak.
          O kudret düğmesiyle, bu gece alem sönüyor,
          Ezan sesiyle şafak, zaman gündüze doğuyor.
Kalk tükendi geceler, aşkına doğuyor şafak,
Silkinde hızlı yürü, karanlık bitiyor bak,
Ömrün can fitilini, aşkının kandilinde yak.
Seher  yeli başladı, gönülde tatlı eser,
Karanlık geceleri şahadet Ezanlar keser.
          Yuvasından uçarak, kanatlar çırpıyor kuşlar,
          Işıklı gök minare, ilahi heybeti başlar.
          Söktü al rengi şafak, akarsular dağlar taşlar,
          Söyleşir güzelliğe, öter bülbül gözde yaşlar.
          Secdeli alınlarda, güneşli ışıklar başlar.
Bu vatan seccadesi,  iman aşkı aşkı közüne bak,
Uyan geç kalma yolcu, doğuyor rahmete şafak.
Dalgası hür hilalin, ağaran gündüze şafak.
Vatan diye titreşir, dallarda çiçekli yaprak,
Albayrak dalga sesi, şahit canlar kara toprak.
Zülfüne seher yeli, dalgalanır aşka şafak.
          Dalga dalga çırpınır, tuğran elleri gök bayrak,
          Her gece bir gündüze, aşkıyla doğar hür şafak.
          Uyuma şehrini tad, el bağlayıp mihraba bak.
          Ötüken ormanlara, Türk dünyası doğar şafak.
          Mührü amin duası, kutsal vatan, şehit toprak,
          Türk ün yüce dileği, yurda doğan kutlu şafak.
                                                         NAFİZ AĞCA
 
 
SEVGİLİLER GÜNÜ
Sana layık olacak hediye bulamadım
Sevgimi veriyorum sevgililer gününde
Semadaki güneşe uzandım alamadım
Sevgimi veriyorum sevgililer gününde
 
Gül almaktan vazgeçtim dikeni batar diye
Alsam bile koklayıp kenara atar diye
Bütün armağanların yerini tutar diye
Sevgimi veriyorum sevgililer gününde
 
Sana olan bu sevgim ömür boyu sürecek
Gittikçe büyüyecek sanma sona erecek
Armağan seçemedim bugün sana verecek
Sevgimi veriyorum sevgililer gününde
                              Ali BAŞ
 
 
 
TEZ GEL
Gönlümün sultanı hayırsız yarim
Hasretin belimi bükmeden tez gel
Gel de son bir defa yüzünü görem
Dallarım gazelim dökmeden tez gel
 
Kanlı yaşlar döker oldum gözümden
Koyun ayrılır mı körpe kuzudan
Beddua duymadan tatlı sözümden
Hastalık kanımı çekmeden tez gel
 
Gecelerim ıssız gündüzüm zehir
Bu güne dek sana etmedim kahır
Eller bu halime durmadan seyir
Yuvamızı viran etmeden tez gel
 
Bir tek senin bakışına muhtacım
Ben sana susuzum ben sana açım
Ölürsem ellere kalmasın göçüm
Ne olur musallaya yatmadan tez gel
 
Sabır diye diye döküldü saçım
Bilmem ki ne idi günahım suçum
Bilmez misin sen olmasan ben hiçim
Mezarımda baykuş ötmeden tez gel
 
Süleyman'ım yoldaş oldum yol oldum
Sana Kerem gibi yandım kül oldum
Ne oldu da böyle şimdi el oldum
Çok az vaktim kaldı bitmeden tez gel
          Süleyman TAŞÇI
 
 
 
 
OZANLARIMIZ EZANLARIMIZ                                   
İki sesi çok dikkatle dinlerim
Bir ezan sesiyle bir ozan sesi
Kulak verir manasını anlarım
Bir ezan sesiyle bir ozan sesi
 
Asla umudumu kesmedim rabdan
Aslımızı yaptı haki turaptan
Birisi Türk'tendir birisi Arap'tan
Bir ezan sesiyle bir ozan sesi
 
Bayrağım kanımdan isbatı hilal
Bir Mehmet Akif, Habeşi Bilal
Biri hakka davet  biri istiklal
Bir ezan sesiyle bir ozan sesi
     
Herşeyi yaratan herşeye hakim
Emin buna tercümandır  velakim
Kıyamete kadar sürecek hüküm
Bir ezan sesiyle bir ozan sesi
EMİN ÇEYREKLİ 
 
 
 
 
 
 
 
 
GÜL BEBEK
Yaralandı ağlar bebek
Sana dayanmıyor yürek
Gözyaşını kim silecek
Nenni gül bebeğim nenni
Nasıl avutayım seni
 
Çıkar idi gökten yağan
Düştüğü yer darmadağan
Çaresiz ne yapsın anan
Nenni can bebeğim nenni
Nasıl susturayım seni
 
Çelik kanatlı kuzgunlar
Kana susamış azgınlar
Ölüm fermanı imzalar
Nenni gül bebeğim nenni
Nasıl uyutayım seni
 
Kader bağladı yolları
Yoktur dizinin dermanı
Dünya seyiretti olanı
Nenni can bebeğim nenni
Nasıl unutayım seni
 
Gergin yay gibi kaşları
Korkak ürkek bakışları
O nebilsin yanlışları
Nenni gül bebeğim nenni
Nasıl yürüteyim seni
 
Parcalandı eli kolu
Yüreğinde korku dolu
Gözü söyler susar dili
Nenni can bebeğim nenni
Nasıl büyüteyim seni
 
Bu ne vahşet bu ne hışım
Yüreğime doldu yaşın
Yüce hakka kaldı işin
Nenni gül bebeğim nenni
Nasıl anlatayım seni
 
İşte böyledir o beyler
Sadece emir ederler
Birgün mahşere gelirler
Nenni can beberğim nenni
Masıl yaratayım seni...
Zeynep ŞAHİN
 
 
 
KAYSERİ
    Tekir Yaylasın'da akar çayın var,
    Baharda açılır gülün Kayseri.
    İlimde,irfanda büyük payın var,
    Seyrani delisi Ali'n Kayseri.
                 Erciyes'in eksik olmaz dolusu,
                 Meyve verir ahlat ,alıç çalısı.
                 Ün yapmış dünyada Bünyan halısı,
                 İlmek nakış atar elin Kayseri.
     Erkilet yolunda hava alanı,
     Mimar Sinan sağlam yapmış planı.
     Pastırma sucuğu şöhret alanı,
     Mantısı,böreği, balın Kayseri.
                  Mahrumi, çok sever Çavuşoğlu'nu,
                  Aşıklara açtı kültür yolunu.
                  Dertlinin, yetimin sorar halini,
                  Dolaşır dillerde valin Kayseri.
                                                   Aşık MAHRUMİ
 
 
 
 
AŞKIM
Aşkım diyorum sana,
Çünkü;ne zaman yüreğimi karşıma alıp otursam,
Aramızda uçurum oluyor dünya.
Yüreğim ve ben iki yabancı...
Yüreğime yaklaşıyorum adım adım,
Kendimden uzaklaşıyorum,
Sırt dönüyorum dünyaya,
Umrumda değil...
Yüreğime yaklaşıyorum,
Sana sokuluyorum ansızın,
Umrumda değil bedenim..
Aşkım...
Yüreğime bir haller oluyor.
Kızgın kumların teni çatlıyor,
Bir pınar sızıyor usul usul.
Serap´ım gerçek oluyor,
Serin bir nefes doluyor ciğerlerime,
Dedim ya aşkım...
Bir haller oluyor yüreğime.
Tebessümün düşüyor gözyaşlarıma,
Sesin deyiyor çığlıklarıma,
Koskoca dünya ufacıkmış aşkım,
Bir seni sığdıramıyorum dünyaya,
BİR AŞKIMI....
Kalabalıklar içinde yalnızım aşkım,
Bir sana aşinayım,
Bir sana çıkıyor yollarım,
Gerisi boş,
Gerisi mazide isimsiz bir satır.
Gecelere bir haller oluyor aşkım.
Düşlerim kavruluyor,
Ateş düşüyor bedenime,
Hasretin çöküyor omuzlarıma ölüm kadar ağır.
Yüreğim kadar yakınken bana,
Yıldızlar kadar uzaksın,.
Yokluğun kanıma dokunuyor aşkım.
Gecenin vuslat vakti gözlerin düşüyor ufkuma,
Hani o gözlerin.
Kuytusunda umuda yelken açtığım,
Sevginin en saf haline demir attığım,
Gözlerimi kapatıyorum,
Gözlerin doluyor içime.
Sensizlik hançer kadar soğuk aşkım.
Çocuksu hayallerim üşüyor.
Gölgen düşüyor duvarlarıma,
Aşkım...
Yıldızlarımı topla gökyüzümden,
Mehtabı doldur avuçlarına,
Karanlığa eğmeden başını,
Bir ateş böceği misali konuver pencereme,
İçim karanlık sensiz,
Sen yoksan korkuyorum karanlıktan.
Sen aydınlığım...
Sen şafağım...
Sen aşkımsın...
Hislerime bir haller oluyor aşkım.
Yepyeni iklimlere kucak açıyor,
Zemherinin ortasında gül düşüyor toprağıma.
Her mevsim bahar oluyor,
Her filiz çiçek açıyor,
Cemre düşüyor göğsüme hazan´a inat.
Dedim ya aşkım....
Yüreğime bir haller oluyor.
Uzanıp dokunabilir misin bu gün yüreğime?
Konuşmadan anlayabilir misin sözlerimi?
Güneşim sana doğuyor aşkım.
Gelincik bahçesine bir papatya düşüyor,
Bembeyaz gelin misali..
Duvağına dokunamıyorum aşkım,
Kıskanıyorum sevgimi,
Kıskanıyorum yüreğimi,
Yüreğime bir haller oluyor..
Hiç böyle olmamıştı,
Hiç alışmamıştı bu denli kimseye,
Hiç aşık olmamışım senden önce,
Sevmiştim...
Ama sevdiğimi sanmışım..
Aşıktım ama,aşk neydi ki?
Bir hevesti belki,
Bir avuntu hayallerime,
Yada bir yudum su,
Ta ki kaynağına varana dek.
Şimdi anlıyorum,
Susuzluğum neden coşuyor senle,
Neden kıyılarıma vuruyor dalgalar,
Hevesim neden yenik düşüyor aşkıma,
Aşkım...
Yüreğime bir haller oluyor.
Esareti öğreniyor en hür anında,
Asi oluyor bedenime,
Yalnız sana çarpıyor,
Yalnız seninle yaşıyor zamanı,
Aşkım ben bende bittim...
Sende başlıyorum.
Uzat ellerini,
Uzat yüreğini yüreğime,
Uzat ki;yüreğim her gece sen oluyor.
Dedim ya;yüreğime bir haller oluyor...
Sen anlarsın AŞKIM...
SEN ANLARSIN....
 
                          Erkan BAŞOK
 
 
ECDAT
Rehber eyle hayatın boyunca ecdadını,
Çünkü onlar, hatalı bir adım atmadılar.
Yaydılar yedi iklim cihana TÜRK adını,
Güneş gibi doğdular, bir daha batmadılar.
 
Buğra Han’ın duyduğu gün, bildiler İslam’ı,
Gidilecek tek doğru yön bildiler İslam’ı,
Hak katında en üstün din bildiler İslam’ı,
Kur’an olan odada ayak uzatmadılar.
 
Dolaştılar dünyayı kışta, çamurda, karda,
Bu güz Edirne’deyse, öbür yaz Zigetvar’da.
Ömürleri geçti hep at üstünde, çadırda,
Saraylar yaptırdılar, sarayda yatmadılar.
 
İnsan ayırmadılar deri rengine göre,
Sağ elle yardım edip, demediler sol ele.
Hükmettiler cihana, sonsuz adâlet ile,
Zalime boyun eğip, güçsüze çatmadılar.
 
Saygı gösterilirdi bin bir çeşit görüşe,
Yaptıkları her savaş sebep oldu barışa.
Girdiler kıyasıya şehitlikte yarışa,
Kanla alınan yurdu parayla satmadılar.
 
Küfrü yakıp kavuran sönmez bir alevdiler,
Düşmanın karşısında yüceydiler, devdiler.
Allah ve Resûlünü sevenleri sevdiler,
Kendi sevenlerini bir gün aldatmadılar.
 
Dünyadan sahte cennet bağışlasalar bile,
Onları gâyesinden döndüremez, nâfile.
Girdikleri sınavdan çıkıp yüz akı ile,
Geçici nimetlere hiç tamah etmediler.
 
Köle, esir, azınlık, hor bakmadan birine,
Çare aradılar hep, dertlinin dertlerine.
Kendi hüzünlerini gömdüler kalplerine,
ERBABİ gibi asla, asla anlatmadılar.
OZAN ERBABİ
 
 
 
BALDAN GEÇEMEM
Kokusu içime çeken nefesim,
Bülbülün sevdası gülden geçemem.
Arının sırrı değerli besin,
Dertlerin devası baldan geçemem.
 
Oğuzlardan gelir soyun ve bağın,
Tek ülkeme feda varım ve yoğum.
Bu milleti temsil eden bayrağım,
Kan kırmızı rengi şaldan geçemem.
 
Gönülden gönüle bakışan da bu,
O berrak sularda akışan da bu.
Medeni insana yakışan da bu,
Güler yüzden, tatlı dilden geçemem.
 
Şeytanı yenmeye zorun olmalı,
Helal kazancında terin olmalı.
Dürüstlük, dünyada varın olmalı,
Bildiğim bu doğru yoldan geçemem.
 
Işık dağ yükselir, üstünde sisi,
Yankılar kekliğin, bülbülün sesi.
Hayat veren Binboğa’nın havası,
Eser poyrazımız, yelden geçemem.
 
Sayısız bacalar, tüten ocaklar,
Köyleriyle, kentleriyle bucaklar.
Erciyes Dağı’nı sarar, kucaklar,
Kayseri gibi bir ilden geçemem.
 
Şiddet kılıcı kından çıkarır,
Ahlaksız insanı dinden çıkarır.
Tatlı dil yılanı inden çıkarır,
Samimi, sevecen kuldan geçemem.
 
Halit Doğan, fitne fesat gezen var,
Halit Doğan, bizi bazı üzen var.
Halit Doğan, sazında bir düzen var,
Nağmeler dokunur, telden geçemem.
HALİT DOĞAN
 
 
GÜZELLEME
Ela gözlüm, sen bu elden gideli,
Yapraklar döküldü, dallar perişan.
Ölümle bitecek aşkın bedeli,
Bülbül ötmez oldu, güller perişan.
 
Onbeşlemiş ay gibidir yüzlerin,
Sürmelidir, ceylan gibi gözlerin.
Unutulmaz cilvelerin, nazların,
Gezip dolaştığın yollar perişan.
 
Şekere, şerbete, bala benzersin,
Sümbüle, çiçeğe, güle benzersin.
Başı meyve yüklü dala benzersin,
Seninle konuşan diller perişan.
 
Doğu nere, batı nere şaşırdım,
Yedi iklim, dört bucağı aşırdım.
Ben seninle kral gibi yaşardım,
Geç gelirsen burada haller perişan.
 
Gözlerinin içi bana gülerdi,
İçimdeki arzuları bilirdi.
Dertlerime tek tek çare bulurdu,
Seni okşadığım eller perişan.
 
Hamit der ki, işte böyle güzelim,
Al yanağa öpücükler dizelim.
Işık gibi ben kalbine sızalım,
Sana sarılacak kollar perişan.
HAMİT BÖLÜCEK
 
 
ZİNDANDAN MEHMET’E MEKTUP
Zindan iki hece Mehmetim lafta !
Baba katiliyle baban bir safta!
Bir de geri adam boynunda yafta...
Halimi düşünüp yanma Mehmed' im!
Kavuşmak mı?... Belki... Daha ölmedim!

Avlu... Bir uzun yol... Tuğla döşeli,
Kırmızı tuğlalar altı köşeli.
Bu yolda tutuktur hapse düşeli...
Git ve gel... Yüz adım... Bin yıllık konak.
Ne ayak dayanır buna, ne tırnak

Bir alem ki, gökler boru içinde!
Akıl almazların zoru içinde.
Üstüste sorular soru içinde:
Düşün mü, unut mu, sus mu, konuş mu?
Buradan insan mı çıkar, tabut mu?

Bir idamlık Ali vardı, asıldı
Kaydını düştüler, mühür basıldı.
Geçti gitti, bir kaç günlük fasıldı.
Ondan kalan, boynu bükük ve sefil;
Bahçeye diktiği üç beş karanfil...

Müdür bey dert dinler bu gün 'maruzat'!
Çatık kaş... Hükümet dedikleri zat...
Beni Allah tutmuş kim ede azat?
Anlamaz; yazısız, pulsuz dilekçem...
Anlamaz ruhuma geçti bilekçem!

Saat beş dedi mi, bir yırtıcı zil;
Sayım var, maltada hizaya dizil!
Tek yekün içinde yazıl ve çizil!
İnsanlar zindan da birer kemiyet
Urbalarla kemik, mintanlarla et.

Somurtuş ki bıçak, nara ki tokat;
Zift dolu gözlerde kat kat...
Yalnız seccademin yüzünde şefkat;
Beni kimsecikler okşamaz madem;
Öp beni anlımdan, sen öp seccadem!

Çaycı, getir ilaç kokulu çaydan!
Dakika düşelim senelik paydan!
Zindanda dakika farksızdır aydan.
Karıştır çayını zaman erisin;
Köpük köpük, Duman duman erisin!

Peykeler duvara mıhlı peykeler;
Duvarda, başlardan, yağlı lekeler,
Gömülmüş duvara, baş baş gölgeler
Duvar katil duvar, yolumu biçtin!
Kanla dolu sünger... beynimi içtin!

Sükut... kıvrım kıvrım uzaklık uzar;
Tek nokta seçemez Dünyadan nazar.
Yer yüzü boşaldı, habersiz miyiz?
Güneşe göç varda kalan biz miyiz?

Ses demir, su demir ve ekmek demir...
İstersen demirde muhali kemir,
Ne gelirki elde kader bu emir...
Garip pencerecik, küçük, daracık;
Dünyaya kapalı, Allah'a açık.

Dua dua, eller karıncalanmış;
Yıldızlar avuçta, gök parçalanmış.
Gözyaşı bir tarla, hep yoncalanmış...
Bir soluk, bir tütsü bir uçan buğu
İplik ki incecik, örer boşluğu.

Ana rahmi dahi şu bizim koğuş;
Karanlığındadır, yeniden doğuş...
Sesler duymaktayım: Davran ve boğuş!
Sen bir devsin yükü ağırdır devin!
Kalk ayağa dim dik doğrul ve sevin!

Mehmed'im sevinin başlar yüksekte!
Ölsekte sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu teker kalır tümsekte!
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir!
 
NECİP FAZIL KISAKÜREK
Okuyan: Murat KAPLAN
 
 
 
SEN İSTEDİN DİYE
 
Uyandım uykulardan
Sıyrıldım rüyalardan
Sanki doğdum anamdan
Sen istedin diye
 
Sen istedin diye
Düştüm ben bu yollara
Tırmandım dağlara
Daldım deryalara
Sen istedin diye
 
Sen istedin diye
Karanlık gecelerde
Aya baktım ağladım
Sen istedin diye
 
Soluduğum havada
İçtiğim suda varsın
Ekmeğimin mayası
Bende benim kadarsın
 
Sen istedin diye
Kayboldum gözbebeklerinde
Sormadım aşkın yaşını
Aramadım kendimi
Ağrıtmadım başını
 
Sen istedin diye
Güneşlerde kavruldum
Rüzgârlarda savruldum
Yağmurlarda ıslandım
Sen istedin diye
Sen istedin diye…
Hüseyin Kemal TÜRKMEN
 
 
 
  NUR ŞEHRİ
O yüce şahsiyeti
Ne çabuk anlamışsın
Başkası zülüm etti
Sen gönül bağlamışsın
 
Ey nur şehri Medine
Onur verdin kendine
 
Halkın haykırışında
İnletti göğü yeri
O veda yokuşunda
Görünce peygamberi
 
Ey nur şehri Medine
Kucak açtın hak dine
 
Kendi öz vatanından
Sen daha vefalısın
Çünkü en yüce insan
Ahmed’e sevdalısın
 
Ey nur şehri Medine
Layıksın sevgiline
 
Dünyadaki her belde
Seni kıskanmış o gün
Gökte en güzel yerde
Yıldızın yanmış o gün
 
Ey nur şehri Medine
Hayranız hürmetine
 Şeyhmus ÇİÇEK
 
 
 
SÜVEYDA
Kalbimdeki basîret ve olgunluk beneğim,
Ne olursun, tut beni, tut belimden süveyda.
Sen gözümün bebeği, sen ki sevda meleğim,
Dehlizlere düşmeden tut elimden süveyda.
 
Şu kararan kalbimin kardan beyaz noktası,
Kim demiş kara diye, sen ki sevda ustası?
Sana kara diyenin mürekkebi, hokkası,
Dökülmesin üstüme, tut kolumdan süveyda.
 
Mehtabın yansıması, kara değil ak yüzlüm,
Nasıl ısıttın, nasıl, güneşe hasret özlüm?
Yakıyorsun gönlümü kömürden kara gözlüm,
Sönmesin bu yangınım, tut selimden süveyda.
 
Gönül pâyitahtıma vekil kıldım seni ben,
İster yaşat sevdanla, öldür beni istersen,
Yeter ki hiç dokunma ateş oluyor bu ten,
Yüzüyorum alevde, tut salımdan süveyda.
 
Uykuyla uyanıklık arasında bir yerde,
Sıkışıp kalmaktayım nedense her seferde,
Kurtarmak için beni, haydi haykır “yeter” de!
Baharlarım kaçıyor, tut dalımdan süveyda.
 
Mısralarım tutuklu dudaklarım kilitli,
Açılmayan kapılar açılmaya niyetli,
Anahtarım sendedir, bu can sana akitli,
Dökülsün gönül sesim, tut dilimden süveyda.
 
Geçti rahvan saatler tutamadım dünümü,
Bırakma tuzaklara, set ol da kes önümü,
Yardım et ne olursun kurtarayım günümü,
Esiyorum gün be gün, tut yelimden süveyda.
SERGÜL VURAL
 
 
 
SEN
Beni bende ben bir beden sanırdım
Sen gidince anladım ki yarı sen
Hangi gonca diye arar dururdum
Anladım ki bülbüllerin zarı sen
 
Hiç bir uçuş böyle baş döndürmüyor
Bu gönül gülüne kuş kondurmuyor
Soğuk dindirmiyor su söndürmüyor
Vanıp duran yüreğimin narı sen
 
Belki son demim de çile getirdin
Bu çileyi bile bile getirdin
Suskun yüreğimi dile getirdin
Bu sevdanın tek kazancı karı sen
 
Saadetim derdime dert yüklemem
Umudumu hayallere eklemem
Kaderimden başka bir şey beklemem
Bu hayatın serveti sen karı sen
Hikmet Saadet ÇAKICI
 
 
BU OLSA GEREK
 
 Bugün yine sen geldin hatırıma
 Bir sancı girdi sanki sol tarafıma
 Nefes mi alamıyorum ne?
 Ellerimde titriyor.Ya kalbim,
 Kalbim hızla çarpıyor
 Allah’ım bu ne telaş ne heyecan?
 Seni yaşıyorum içimde.
 Aşk dedikleri bu olsa gerek.
 Ruhumda benliğimde seni hissediyorum.
 Seni çekiyorum sigaramın her dumanında.
 Seni içiyorum çayımın her yudumunda
 Sokakta insanlar biraz sana benziyorlar
 Kiminin gülüşü,kiminin duruşu,kiminin sesi.
 Seni yaşıyorum her anımda.
 Aşk bu olsa gerek.
 Sonra sensizliği yaşadım
 Güllerin rengi soldu sanki
 Bülbüller de ötmez oldu inan ki
 Ağaçların yeşilimi soldu ne?
 Hayat ritmini kaybetti.
 Manası kalmadı hiç bir şeyin
 Ne vardı yaşama değer
 Yanımda sesin nefesin olmayınca
 Bağrıma taş koydular sanki
 Sensizlik bu olsa gerek.
 Gülerken ağlamayı becerebilmek
 Gözyaşını kendinden bile saklamak
 Bulut olyor damlalar.
 Sensiz çıkıyorum o bulutlara
 Sonra yağmurlarla yağıyorum
 Şimdi yollarımız ayrı
 Yıldızlara ne yazdım gördünmü?
 Seni yalnız seni sevdim.
 Sensizlik bu olsa gerek.
                         Şenay ÖZKAN


DÜŞ/ÜNCE
“ŞAİRLERLE HAŞROLMAK İSTEYEN VAR MI?/ AHMET MURAT
Biraz mürekkep yalayanlarımız, az buçuk biyografi kitapları okuyanlarımız, bir edebiyat ortamı içine şöyle böyle girenlerimizin şairler hakkındaki kanaatleri birbirine yakındır. Şairlerin yaramaz ve delişmen kalmak zorunda olan ve asla ilk-gençliğini atlatamayan bir tür olarak görülmesi üzerinde neredeyse anlaşılmıştır. Böylece şairlerin aslında aşırıya kaçmalarının şairlikle ilgili olduğu filan da zımnen kabul edilmiştir. Şairliğin delilikle ilgisi gibi psikiyatrik bir entelektüel merakı kışkırtıcı irtibatlar da zaten hep kurula gelmiştir. Müntehir şairler, deliren şairler, kaçıp kaybolan şairler vesairelerden en az bir tanesinin adını hemen hepimiz hatırlayabiliriz.
Bir şair yalan söylediğinde, bu durumu, belki de onun gelişmiş hayal gücünün tazyikine bağlamakta zorlanmayız.
Bir şair kibir ve kendini beğenmişlik sergiliyorsa, kibrin belki de bir şaire ne kadar da yakıştığını söyleyebiliriz. Çünkü o insan-üstü bir donanımı bütün insanlık için taşımakta ve bunda da (söylemek zorundayız) ruhen epeyce zorlanmaktadır. Şu halde bu kadarcık kibir şairin süsü sayılır.
Bir şair gıybet yapıyorsa onun buna hakkı olduğunu çünkü pek bayağı ve çok kalabalık olan edebiyat ortamının temizliğinin bu yolla gerçekleşebileceğini kabule yatkınızdır.
Bir şair hovardaysa, bu da onun üstün duyarlık mekanizmasına bağlanabilir. Öyle ya, o gelmiş ve kadın türüne layık olduğu değeri vermiştir. Üstelik bir şair tarafından sevilen bir kadın o şaire olan borcunu ömür boyu ödeyemez.
Bir şair öfke ve kin doluysa, buna da aldırmamalıdır. Çünkü bir yanda kendisini anlamayan yığınlar, öbür yanda kendisini ifade ettiği mükemmel şiir dili ile dil ve şiir için bir fırsat olan zekası... Böylesi bir durum trajik bir sıkışmaya yol açmaz ve şairi kızdırmaz mı?
Bir şair tufeyliyse; tembelliği, kendisinden Allah'a sığınılacak bir tehlike olarak görmüyorsa bunda da şaşılacak bir yan olmamalıdır. O bir şairdir; ruhunun adaleleri o uykudayken bile çalışmaktadır. İnsanlığın ortak ruhuna mütemadiyen (susarken bile) sağladığı katkı, insanlığı şair karşısında zaten minnet altına sokmuştur. İnsanlar onun geçimini üstlense ve o da habire ona hizmet eden ama onu anlamayan insanlara sövse bile çok görülmemelidir.
Bir şairin biyolojik anne-babası yoktur. Onun annesi ve babası yaşlı ya da ölmüş olan çeşitli şairler/şairelerdir. Bu sebeple bir şair, eski kuşaklardan bir şaire karşı saygısını koruyorsa, anne-babasına göstermesi beklenen saygısından muaf olmaya hak kazanmıştır. Kendi anne-babasının benzeri olan anne-babalardan ortalıkta çoktur.
Bir şair sahip olduğu cevherin kıymetinden ötürü, şiir dışındaki bilgi(lenme) türlerine kayıtsız kalıyorsa, pek iyi yapıyor diye düşünebiliriz. Değil mi ki o ballar balını bulmuştur.
Bu söylediklerime eğer şunları ilave etmezsem bir ahlaki düşüklük örneği göstermiş olacağım: Ben de şiir yayınlamış ve zaman zaman şair olarak anılan biriyim. Böyle olunca bu söylediklerimi öncelikle ve acilen kendime söylüyorum, söyledikçe alınıyorum, bu söylediklerimle kendimden başkasını kırmak istemiyorum. Ama işte bu tabloyu yaşatan başkalarının olduğunu da görüyorum. Ayrıca bu yazıdaki şair sözcüğünü pekala hikayeci, ressam, müzisyen vb. ile değiştirebiliriz.
Bilemiyorum, mü'min şairlerden (hikayecilerden, ressamlardan, müzisyenlerden...) kaç tanesi öte dünyada şairlerle (hikayecilerle, ressamlarla, müzisyenlerle...) haşrolmak ister?”
 
         Öyle sanıyoruz ki yazar bu yazısında ta’riziye yani ters öğüt sanatından faydalanmış. Yazdıklarının tersine, hiçbir yanlış hiçbir kimseye yakışmadığı gibi hele hele şaire hiç yakışmaz.

 

KAYSERİ ŞİİR AKŞAMLARI
 
WEB SİTE
http://kayserisiiraksamlari.tr.gg
E-POSTA
kayserisiiraksamlari@hotmail.com
Reklam
 
ŞİİR AKŞAMLARI
 



More Cool Stuff At POQbum.com

*****



şairler buluşuyor

HABERLER
 
KİMLER GELDİ KİMLER GEÇTİ
 
Sitenizesayac.com
GAZETELER
 
 
Bugün 24 ziyaretçi (46 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=