02.01.2009 Şiir Dinletisi










1. BÖLÜM:
MEHMET AKİF ERSOY VE MİLLİ KONULU ŞİİRLER:

MEHMET ÂKİF ERSOY / Bekir OĞUZBAŞARAN
Her türlü zorbalığa, emperyalizme karşı
Safahat, baştan sona beliğ kelâmın arşı
Hepsi birer şâheser; “Gece”, “Bülbül” ve “Leylâ”,
“Çanakkale Destânı”, Türk’ün “İstiklâl Marşı”…

 
 
Mehmet Akif Ersoy’a
 
Tanrı’nın dostlarını ruhlarını tanırım,
Kaleminin üstüne kalem yoktur sanırım,
Şairim şairlikten yanında utanırım,
            Yıldızlara yücelttin bayrakla başımızı,
            Kainata dinlettin İstiklal Marşımızı.
                                                    Mustafa ÜNAL
         
 
 
 
BİLİRİM
  
 
   O'nun gibi bir şair,
   Gelir mi düşünürüm.
   Her şair öyle şiir,
   Yazamazki bilirim.

          Önce zamanı farklı,
          Yaşanan mekan farklı.
          Tespitle tanı farklı,
          Yazamazki bilirim.
 
                  Göze alıp her şeyi,
                  Terkedecek ülkeyi.
                  Kaybedip varsa neyi,
                  Yazamazki bilirim.
 
Her devirde bir Akif,
Olamazki,her arif.
Mümkün değilki tarif,
Yazamazki bilirim.
 
Karanfil'le,Gül ayrı,
Kırdaki Sümbül ayrı.
Kelam ayrı, dil ayrı,
Yazamazki bilirim.
            
Bunlar Hak'kın hikmeti,
Bilinmeli kıymeti.
İçse aynı şerbeti,
Yazamazki bilirim.                       
             İbrahim MUCUK
 
 
 
 
Sen Söyle Koca Âkif
 
Bir millet anlıyorsa Safahat’tan sefâyı,
Sen boşuna çekmişsin koca Âkif, cefâyı…
Gör, baş tacımızdaki inleyen sedef Ay’ı,
Bayrağım ağlıyorsa gülmek bize mahâl mi?
Sen söyle koca Âkif bu gidiş iyi hâl mi?
      Türk kafalarının gâvur olmuş berberi,
      Talime tutulmuşuz “ha ileri ha beri”,
      Acı çeker analar, her gün şehit haberi
      Yürekler dağlıyorsa gülmek bize mahâl mi?
      Sen söyle koca Âkif bu gidiş iyi hâl mi?
Sen olsan bu duruma çatmaz mıydın kaşını?
Yeniden yazmaz mıydın o İstiklal Marşını?
Sardı bereketsizlik memleketin arş’ını,
Su, çölü yeğliyorsa gülmek bize mahâl mi?
Sen söyle koca Âkif bu gidiş iyi hâl mi
                 
Büyüttüğümüz devin adımları kısaldı,
Sırça saraylardaydık onu da Belkıs aldı,
Sırrımız ayân oldu, fısıltı yankı saldı,
Ses, sesi eğliyorsa gülmek bize mahâl mi?
Sen söyle koca Âkif bu gidiş iyi hâl mi?
Kutlar olduk birlikte ecnebi Yortu’sunu,
Sattık şu memleketin böceği börtüsünü.
Anam bile başına kendi başörtüsünü
Korkarak bağlıyorsa gülmek bize mahâl mi?
Sen söyle koca Âkif bu gidiş iyi hâl mi?
Bir kültür savaşıdır sinsice yener bizi,
Kim bilir yüce Mevla böyle mi dener bizi
Yanlışa sürükleyen sahte bir fener bizi
Kezzapla yağlıyorsa gülmek bize mahâl mi?
Sen söyle koca Âkif bu gidiş iyi hâl mi?
Öz dilim mi? Şiir mi? Hiç açma o çıkını,
Bir ruhsuzluk ki sorma, kalem terk etmez kını…
Gizli bir el, dilime saldıran bu akını
Zorâkî sağlıyorsa gülmek bize mahâl mi?
Sen söyle koca Âkif bu gidiş iyi hâl mi?
Bu sana bir mektuptu; yazdım köhne masamda…
Memleket bizim, memnun olsam da olmasam da!
Tam; “kök tuttu” derken devrilen çam, âsamda
Kıyamet çağlıyorsa gülmek bize mahâl mi?
Sen söyle koca Âkif bu gidiş iyi hâl mi?
                                       Betül ÖVÜNÇ
 
 
ÜSTADIM

Bu vatanın köyünde, ilçesinde, ilinde
Hiç düşmüyor, milyonların dilinde
Senin yazdığın eser
Ger üstadım göğsünü ger
 
Eminim sana şefaat eder
Aguşunu gördüğün
İsmini aldığın yüce Peygamber
Ger üstadım göğsünü ger
 
Biliyorum sen kibirli değildin
Zülme karşı dik durdun
Hakka karşı eğildin
Bazıları anlamadı
Seni anlayacak toprak
Seni anlayacak yer
Ger üstadım göğsünü ger
 
Sen kürsülere şah islama emirberdin
Kurtuluşun yolunu çok güzel haber verdin
Konu vatan olunca sır vermedin ser verdin
Senin dik duruşuna hayranız ey soylu er
Ger üstadım göğsünü ger
 
Bazı şeylere asla biçilmez paha
Tarife gelmez senin gibi bir deha
Haydi dilekleri ilet Allaha
İzin al gel yetiş sabaha
Elinle bayrağı göndere gönder
Ger üstadım göğsünü ger
Marşınla bayrağı göndere gönder
Ger üstadım göğsünü ger
                        Şeyhmus ÇİÇEK
 
 
 

MEHMET ÂKİF ERSOY

 

İstiklâl Marş’ımızı milli aşkla yazmıştı;

Vatana ihaneti düsturuyla bozmuştu.

Hayâsızın, miskinin ahvaline kızmıştı:

Vatanını çiğnetmez kahraman Türk’ün soyu;

Gönülden kutluyoruz Mehmet Âkif Ersoy’u!

 

Türk halkını uyaran şair-edip biriydi;

Vatan aşkı îmânı göksünde dipdiriydi.

Alperen, gönül dostu, sözünün tam eriydi:

Hür doğup hür yaşamak Türk’ün düğünü-toyu;

Türk milleti unutmaz Mehmet Âkif Ersoy’u!

 

Esâret zincirini ruhunda çekip kıran;

Kahramanlık yolunda rehberi oldu Kur’an.

“Korkma” diye haykıran, dimdik ayakta duran:

Hürriyet sevdâsını haykırdı ömür boyu;

Gönülden kutluyoruz Mehmet Âkif Ersoy’u!

 

Yüreğinde sızlamış sefâletin nasırı;

Edebî irfanıyla tahsil etti asırı.

Medine’yi, Kâbe’yi hicret etti Mısır’ı:

Cumhuriyet yaşasın bizlerle çağlar boyu:

Türk milleti unutmaz Mehmet Âkif Ersoy’u!

 

M. FERİT YILDIZ

 
CANIMSIN ÜLKEM
 
Canım ülkem,canım ülkem
Seni çok seviyorum ben
Birtanecik,eşsiz ülkem
Seni gören geçer kendinden.
 
Dağın,taşın altından,
Değerin verilir candan,
Emeğimiz senin toprağından,
Daha kıymetlisin yaşamdan.
 
Milyonlarca şehit verdik taşında,
Savaştık;denizde karada,
Kimseye vermedik ama,
Bayrağın inmez yere:Korkma!
 
İçinde bağımsız yaşıyoruz,
Hala düşmanlarla savaşıyoruz,
Seni çok iyi koruyoruz,
Asla kimseye vermiyoruz.
 
Ülkem,gülüm ülkem
Eşsiz,tek Türkiye'm
Her damlanı severim ben,
Canım ülkem,canım ülkem..!
        Gizem TARHAN

 
DİLEK
 
Bir dilek suya düştü, yılın son gününde, bir feryat ayyuka. İsyan etti küçük çocuk gelmeyen babasına. Affını diledi mahkûm. Bir garip, çorba düşledi her zamanki gibi. Küçük serçenin dilemek gibi bir lüksü yoktu.
Mehmetçik, nöbetinde “vatan” diledi, gözleri kartal gibi bakarken ufuklara, çelik gibi atarken yüreği; “oğul” dedi,”anam” dedi,”yâr” i diledi. Aynı türkü dolandı yine o gece sevdalı diline. Derin bir "of" çekti . Parmaklarını buza kesen ayaza inat ,yüreği kıpır kıpır bir volkan gibi kaynıyordu. Fark etmedi yanağından bir kelebek gibi titreyerek düşen damlayı. Bir yıldız kaydı o sıra ,bir dilek tuttu. Yine “vatan” dedi,”oğul” dedi.  
“Baba” dedi oğul,”oğul” dedi ana. Hasret kilimine bir ilmek daha attılar. Bir şafağı daha söktüler teskere yumağından.
Ay dede yoktu o gün. O da yorulmuştu anlaşılan. Yıldızlarla felekten bir gece çalmaya gitmiş olmalıydı. Yoksa onlar da karakışın ihanetine ortak mı oluyorlardı? Yetmez miydi bunca zalimliklere şahitlikleri.
Tipi bastırdı ansızın. Ay ve yıldız göğsündeydi, neylesindi Mehmet.Bir göğsüne, bir gökyüzüne baktı.  Okşadı Mehmet parmak uçlarıyla. Göğsündeki Ay Yıldız sımsıcaktı.
Bir dilek buza düştü. Feryatlar dondu kaldı. Küçük çocuk anasının kucağında uyuyup kaldı. Affını düşe bıraktı mahkûm, uykuya daldı. Garip, çorbadan ümidi keseli hayli olmuştu.
Serçenin nereye gittiğini gören olmadı.
Bir kurt sesi duydu Mehmet. Tipi durmuştu ama ayaz kudurmuştu.
”Al Fadime’m, gül Fadime’m”. Yavuklusu şimdi sabah namazında olmalıydı. Mehmet de açtı ellerini. “vatan” diledi. “yâr”i diledi.
Gece bitmiş, gün doğmuştu. Minik serçe Mehmet’in yanağına konmuştu.
Mahkûm uyandı ”tövbe” dedi. Çorba içti gariban. Çocuklar askercilik oynadılar. Tahta tüfeklerini çattılar.
Mehmet hissetmedi serçeyi. Oysa gözünü oynatsa kaçacaktı ürkek serçe. Arkadaşları da fark etmediler, o gece nasıl uykuya daldıklarını.
Dedim ya. Mahkûm uyandı, garip uyandı. Çocuk uyandı. Ama o gün, doksan bin Mehmet, aynı anda derin bir uykuya daldı.
Hepsi gönlünü vatana adamıştı. Dünya yeni yıla girerken, zaman Allah-u Ekber’de takılmıştı.
Mehmet’in düştüğü yer Sarıkamış’tı.
Anası, kına gecesinde oğlunun söylediklerini hatırladı.
“Ben ölmezsem bu vatan uğruna;
 nereden bulacağım, uğruna ölünecek bir vatan daha?”
Bir dilek tutmuştu Mehmet. Dileği olmuştu.
Bu toprak, “vatan” olmuştu.
 
Deniz Dengiz ŞİMŞEK
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
2. BÖLÜM
SERBEST KONULU ŞİİRLER
 
 
Şiir ve Biçim Üzerine 
 
                Bugün aruzla da, heceyle de, serbest vezinle de yüzümüzü güldürecek derecede güzel şiirler yazıldığı halde, bu vezinleri kullanan şairlerin çoğunda ortak, sakat bir kanaat üzerinde durmak istiyorum. Bu şairlerin her biri, kendi kullandığı vezinden gayrisiyle yazılan şiirlere bir kıymet atfetmemek gibi, dar bir şiir anlayışıyla müteharriktir.
 
            Şüphesiz, bir şairin kullandığı, daha doğrusu kendince yarattığı araçtan aşkla bahsetmesi güzel bir şeydir. Aruz vezninin görmüş geçirmiş mükemmeliyetini Yahya Kemal’den, hece vezninin Türkçeye kazandırdığı ses kıvraklığını Ahmet Hamdi’den, serbest veznin Türk şiirine açtığı imkân hazinelerinin zenginliğini Nâzım Hikmet’ten dinleyenler, bu aşkın bazen şairlerine, kullandıkları vezin hakkında ne lezzetli şiir hakikatleri söylettiğini elbette bilirler. Fakat bu aşk, bugünün birçok genç şairinde olduğu gibi, diğer vezinlerdeki şiir meziyetlerini inkâra kadar götürdü mü onları, âşıklıktan çıkıp koyu bir taassup olur.
 
            Şaşılacak şeydir, fakat böyledir. Bazen insanın vezinsiz, kafiyesiz şiir söyleyebileceğini, bu gibi şiirlerde de en mükemmel aruz veya hece şiirinde olduğu kadar kusursuz bir form bulunabileceğini aruz veya hece şairine mümkün değil anlatamazsınız. Şiir bahtını vezin ve kafiyeye bağlamış olan böyle bir şair, Oktay Rifat’ın "Gün Sonu Konuşması"ndaki şu son parçanın sade ve derin güzelliğini tadamamaya mahkûmdur.
Benzemezler insan dostlarıma.

Ağaçlar gölgesini esirgemez;
Güneş köpekten daha sadık,
Dizlerime sıçrar, ellerimi ısırır,
Karşılık beklemeden.
Hele kuşlar!
Avcılara bile kin beslemezler.

            Bundan birkaç sene evvel, sevdiğim bir hece şairine, bazı mısraları kafiyesiz, oldukça güzel bir şiirinin çok hoşuma giden kafiyesiz mısralarını sonradan neden kafiyeli bir hale soktuğunu sorduğum zaman, yaptığı işten memnun ve muzaffer bir tavırla: "Azizim," dedi, "eski şekliyle şiirimde form yoktu. Bu şekliyle daha parfait olmuyor mu?" Sesimi çıkarmadım ve bahsi değiştirdim.
 
 
 
 
 
            Fakat işin tuhafına bakın ki serbest vezin şairi de buna tamamıyla zıt bir haletiruhiye içindedir. Vezin ve kafiyenin bazen bir şiir zarureti olduğunu, bazen bir manzumenin bütün sihrini vezin ve kafiyeye borçlu olduğunu ona bir türlü kabul ettiremezsiniz. O, Necip Fa-zıl’ın:
 
Kimbilir nerdesiniz
Geçen dakikalarım,
Kimbilir nerdesiniz?
Yıldızların, korkarım,
Düştüğü yerdesiniz.
Geçen dakikalarım
.
 
            Mısralarıyla başlayan şiirinde vezin ve kafiyenin nasıl bir ses dünyasının varlığına yol açtığını asla fark edemeyecektir. Çünkü ona göre vezin ve kafiye suni, şiire tamamen yabancı ve lüzumsuz bir şeydir; ifade tabiiliği ve ses çeşitliliği ancak serbest vezinde mümkündür, şair ancak bu vezinde kanatlarının hürriyetini duyabilir.
 
            Bu şairlere anlatamazsınız ki vezin nihayet kelimelerin arzu edilen sesi çıkarabilmesi için şu veya bu şekilde tertibinden başka bir şey değildir; bu tertip aruz ve hecede olduğu gibi şairi birtakım kayıtlarla bağlar, yahut serbest vezinde olduğu gibi kayıtlarını şairin kendisinden alır. Hem bu tertipler arasında öyle zannedildiği gibi mühim farklar da yoktur. Aruzla yazılmış bir mısra heceye de uyabilir, serbest vezinli bir şiirde de geçebilir. Ancak şiir bütün olarak alındığı zaman aruzla mı, heceyle mi, serbest vezinle mi yazıldığı belli olur. Nasıl ki yemiş vardır, dalında güzeldir, yemiş vardır, tabakta, bunun gibi; mesela şiir vardır, aruzla söylendiği için güzeldir, şiir vardır, aruzla söylendiği için güzeldir, şiir vardır serbest vezinle söylendiği için güzeldir. Asıl mesele, söylemek istediğimiz şeye nihai ifadesini verebilmektir. Bu, şiirine göre, bazen hece ile veya aruzla, bazen de serbest vezinle mümkündür. Şair, şiirinin özlediği vezni keşfedebilen adamdır. Hece vezniyle yazılmış öyle şiirler vardır ki, okurken "Keşke serbest vezinle yazılsaydı!" deriz. Buna mukabil serbest vezinle yazılmış nice şiirler de vardır ki: "Benim vezinli kafiyeli yazılmam icab ederdi!" diye bar bar bağırır.
 
            Bunun için, bir vezne saplanıp kalmak, her nebatın her toprakta yetişebileceğini iddia etmekten farksızdır. Ve hakiki bir şairin bu kadar gaflet içinde olabileceğine ihtimal veremiyorum. O halde, şiirde vezin taassubu gösteren şairin şairliğinden şüphe ettiğimi söylemekten çekinmeyeceğim.
 
         Cahit Sıtkı TARANCI
 
 
 
 

GELİR

 

Tilkinin aslana kini hangi davadan gelir?

Karga dalda boşa öter, turna ovadan gelir.

Devri zaman çok değişti, yârenini iyi seç,

Dengiyle uçmayan kuşun sesi havadan gelir.

 

Her deve kervanı alır, burnunu diker gider,

Doğru yolda yürümek eşek önderlik eder.

Eşek de yoldan çıkınca bezirgâna kahreder,

Bezirgânın kusuru ne? Kusur deveden gelir.

 

Uyanırsan sabah olur, gördüğün düşten sonra,

Son pişmanlık fayda vermez, geçer iş işten sonra.

Koyma akıl, akıl olmaz belli bir yaştan sonra,

Ataların büyük sözü, öğüt yuvadan gelir.

 

Ey CEFÂÎ, cahil insan her sözden hisse almaz,

Arif her zaman ariftir, tarife gerek kalmaz.

İpek her zaman ipektir, ipekte leke olmaz,

İpeği çula döndüren leke güveden gelir.

 

AŞIK CEFÂÎ




ERMENİ ÖZÜRLÜLER

 

Dışarıda kirli eller tuzaklarını kurdu

İçerde gizli eller onlara selam durdu

Bir zaman Ermeniler kana buladı yurdu

                 Hasan’ımı katleden Artin’den özür dile

                 Eşeği göz ardı et, kürtünden özür dile

 

Menfaat keseriyle hep kendine yonttular,

Nerde kokmuş leş görse tepesine kondular

Sıyrıldı kafasından gevşek kalınca yular,

                Nakarat yine aynı, yazık harcanan dile

                Davut’un kanı yerde, David’ten özür dile

  

Tarih boyu böyledir yurdumun kaderinde

Bunlar yüzeysel değil kökleri ta derinde

Gidip de Petrosyan’ın olmak ister yerinde

                Yüzüne tüküreceğimi iyice bile bile

                 Utanmadan diyor ki Agop’tan özür dile

 

Dilinin dediğini özü söyletir özü

Diasporanın hala Ağrı’da Van’da gözü

Daha yüce milletim söylemedi son sözü

                 Bin yıllık vatanımda nedense çektik çile

                 Bizim boynu haçlılar diyor ki özür dile

 

Bu dünyada hapissin, pencere kapı bizde

Bu vatan hep bizimdir, parseli çapı bizde

Balta yine o balta ne yazık sapı bizde

                 Bir tarla sıçanını rakip görüyor file

                 Bir edepsiz diyor ki Serkis’ten özür dile

 

Göğsünde resmin taşır Ağrı dağı ne olacak

Şu işgal altındaki Karabağ ne olacak

Bunca ölen şehitler, ya kalan sağ ne olacak

                Siyasi arenada yapıldı bunca hile

                Dön geriye bir bak ta sen benden özür dile.                      

                    

                Abdulkadir GÖÇMEN          

 

 

 

UTANIYORUM


Tertemiz alından lal olmuş dilden,
Gözyaşı salmaya utanıyorum.
Seni kurtarmaya uzanmaz elden,
Lokmayı almaya utanıyorum.

Ehli kitap denen buna susansa,
Aynı yaratana sözde tapansa,
Sana bunu yapan eğer insansa,
Ben insan olmaya utanıyorum.

Küçücük yürekte kahpe şarapnel,
Bombalar yollamış şeytanlaşmış el,
Ve bir masum uyku her şeye bedel,
Uykuya dalmaya utanıyorum.

Ben şimdi Allaha nasıl bakarım,
Susarsam çıramı kendim yakarım,
Nasıl bu vahşete kulak tıkarım,
Duyarsız kalmaya utanıyorum.

Filistinli bebek Hakka yürümüş,
İslam alemini vebal bürümüş,
Zalim İsrail’in ruhu çürümüş,
Namazın kılmaya utanıyorum.
 
Hilmi ERÇELEBİ
 
PARA
 
Durmadan zenginler,seninle oynar.
Yemek kazanları,seninle kaynar.
Fakir,fukaralar,narına yanar.
Neden fukarayı yakarsın,para?
 
Kış günü sırtına palto bulamaz.
Bulsa da parası yok ki,alamaz.
Senden mahrum olan mutlu olamaz.
Mutluluğu sen mi satarsın,para?
 
Hapsederler seni,çelik kasada.
Seni bulamayan dertte,tasada.
Böyle madde var mı anayasada?
Fakirlere çok hor bakarsın,para.
 
Zengin,fakir diye bizi ayırdın.
Her zaman,her yerde,zengin kayırdın.
Fakir,fukarayı teptin,devirdin.
Nice yuvaları yıkarsın,para.
 
Seni bulmak için yollar aşınır.
Kimileri köyden kente taşınır.
Yokluğunla nice başlar kaşınır.
Sen adamı uyuz yaparsın,para.
 
Kimi senin için oynuyor kumar.
Kimi meteliksiz,kiminde tomar.
Bu nasıl işkembe,nasıl karnın var?
Bütün mutluluğu yutarsın,para.
 
Yokluğundan doğar açlık,susuzluk.
Hep senin yüzünden,tüm huzursuzluk.
Bunca soygunlar,bütün hırsızlık,
Yiğitler zındana tıkarsın,para.
 
TARHANİ de der ki;sitemim sana.
Tepeden baktırdın,zengini bana.
Ayırdın sılamdan,attın yabana,
Hançerin bağrıma çakarsın,para.
                      Yılmaz TARHAN
 
 
 
YORGUN ADIMLAR
                             
Zalim kader yalnız sana sitemim
Beni çok yoğurdun yorgun adımlar
Bu güne dek mutlu etmedin beni
Hem sana hem bana gergin adımlar
                                
Maziye tutundum koptu ellerimden
Geçmişimden bir ah kalmış dilimde
Ömrümün yarısı gurbet elinde
Benimle beraber sürgün adımlar 
            
Severdim taşrada köylü kızını
 Çekerdim zevk ile kalpsiz nazını
Bugunse bir duman kaplar gözümü
Anladım bu yüzden durgun adımlar
                                                                             
Göçebeydi gönlüm diyar be diyar
  Bu dünyada olamadım bahtiyar
Kırk yaşına geldim gönlüm ihtiyar
Feleğin okuyla vurgun adımlar
 
  Bir zamanlar güler oynar koşardım
 Dertsiz gamsız huzur ile yaşardım
Yağmur ile yağar selle coşardım
Neydem bugun bana dargın adımlar
 
Duyarsınki birgün perişan halim
Susmuş artık sitem etmiyor dilim
Süleyman'ım solmuş menekşe gülüm
Taşır musallaya birgün adımlar
                  Süleyman TAŞÇI
 
 
Ağlar Filistin’e
 
Ne bilir, Yahudi helal haramı,
Ortadoğu’ya hakim olmak meramı,
Filistin’de bir insanlık dramı,
Yaşanıyor İsrail’e kes diyen yok.
 
Mülk veren başta hata edenler,
Sayısı belirsiz her gün gidenler,
Kurşunlara hedef küçük bedenler,
Canavar canilere pes diyen yok,
 
Adeta dünyaya meydan okuyor,
Cihan alem göre göre bakıyor,
Yıllar yılı böyle kanlar akıyor,
Katillere durun, bir sus diyen yok.
 
Acımadan silahları sıkanlar,
Evlerini barklarını yıkanlar,
Katliama seyirci olup bakanlar,
Tükensin bitsin yas diyen yok,
 
Her gün bir cinayet her gün bir ölüm,
Olmert diyen cani gerçek bir zalim,
Bu mazlum millete yapılan zulüm,
Adi alçaklara hös diyen yok,
 
Bu Filistin özgür günü istiyor,
Abdülhamit kemiklerin sızlıyor,
Siyonist ülkeler öyle izliyor,
İçtiğin kanları kus diyen yok,
 
Her gün bir bomba hukuklar hani,
Kimseler görmüyor akan bu kanı,
Zalim bir düşman, zalim bir cani,
Senin yaptıkların ters diyen yok.
 
Ne küstahlık, nedir bu eza,
Yıllardan beri çekilen ceza,
Ortadoğu fikri bellidir keza,
Dünyaya duyuran ses diyen yok.
 
Gazze deki bomba yürek dağladı,
Pınar oldu gözyaşları çağladı,
Bu vahim vahşete dünya ağladı,
Cani cellatlara hüs diyen yok.
 
Halit Doğan Filistin’de kurulan,
Görünen o silahlarla vurulan,
Baskı tehdit vatanından sürülen,
Bu insanlık suçuna rush diyen yok.
 
                                               Halit DOĞAN
 
 
Yılbaşı
 
Herkes eğleniyor, sebebi meçhul,
Millet kendisinden geçti bu gece.
“Neyi kutluyoruz?” demiyor bir kul,
İnsanlar ne için coştu bu gece?
 
Ülkede sürerken açlık, sefalet,
Duygular gaflete edildi âlet.
Yılbaşı içinmiş bunca rezâlet,
Eski yıl tarihe göçtü bu gece.
 
Boşuna gitmedi bütün çabalar,
Hediye dağıttı Noel babalar.
Piyango adıyla oynandı kumar,
Talih kuşu göğe uçtu bu gece.
 
Zenginler dışardan viski getirtti,
Fakirler bira’yla idare etti.
Kalmadı, Tekel’de içkiler bitti,
Vatandaş keyfince içti bu gece.
 
Yetkililer otobüsler kaldırdı,
Gençlerimiz meydanları doldurdu.
Sarhoş olan birbirine saldırdı,
Magandalar dehşet saçtı bu gece.
 
Uygarlaşmak için çılgınlık şarttı,
Kanallar iyice işi abarttı.
Aslan TRT’miz göğüs kabarttı,
Altı dilde yayın açtı bu gece.
 
Gece kulüpleri, diskolar dolu,
Herkes buluyor bir eğlence yolu.
Mekanlar fark etmez; Antalya, Bolu,
Kimi Uludağ’a kaçtı bu gece.
 
Kimse aramıyor helal-haramı,
Gelecek seneye kaldı devamı.
ERBABİ’ye bu gecenin anlamı;
Ömürden bir sene geçti bu gece.
 
OZAN ERBABİ
 


FİLİSTİN’DE VAHŞET

 

Masum Filistinli kana boyandı,

Köpek zincirini kırdıktan sonra.

Halkın kafasına silah dayandı,

Kendine bir devlet kurduktan sonra.

 

Yıllardır bu halka yapılan zulüm,

Açıkça ortada, herkese mâlum.

İzlenen bu vahşet kaçıncı bölüm?

Biter mi, izleyip durduktan sonra?

 

Belli ki amacı kıyımdan yana,

Kastetti Gazze’de yüzlerce cana.

Ne kadar içse de doymadı kana,

Bu yöreyi aciz gördükten sonra.

 

Onaylayın artık büyük kararı,

Ödesin Yahudi bütün zararı.

Boşa kınamanın nedir yararı?

Sabî sübyanları vurduktan sonra.

 

KOZANOĞLU’m, oluk oluk kan akar,

Şiddetlenen yangın dünyayı yakar.

Süper güç dinlemez, devirir yıkar,

Bu bölgeyi ateş yaktıktan sonra.

 

ADEM KOZANOĞLU




AŞK BİR BELA

 

Aşk bir bela, bir ateş,

Cem eyle sırrını sırdaşla.

Sen özdeki sözü dinleyene söyle,

İnciler saçılsın kırk boğumdan,

İşte o zaman,

Merhamet baharında kelebekler uçar.

Damlalar ağlar sabır denizinde,

Arifler meclisinde gönüller pir olur,

Mevsimsiz ayda çiçekler gül açar.

 

YÜKSEL KALKAN




SİYAH GÖZLERİNE BENİ DE GÖTÜR
 
Siyah Gözlerine Beni de Götür
Daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşunun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bu yerlere sığamıyorum.

Pembe uçurtmalar yolladığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor;ben kalıyorum
avareyim,asudeyim,yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
Erzurum garında banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor;ben kalıyorum.

Binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor;ben gidiyorum.

Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tufanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat,ayrılığın boynunu vursun.

Usul usul intizarı çürüten
bu hercai diken,bu çılgın arzu
sürüklüyor imkansız muştuların
eşiğine gönül vadilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefasız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür.

 

OKUYAN : Ali Rıza NAVRUZ
ŞİİR           :Nurullah GENÇ


 

RUMUZ PLATONİK

 

Bir bilsen her görüşümde seni,
Rüzgar olur okşarım dalgalı saçlarını,
Bir çiğ olur düşerim dudaklarına,
Her adımına kilometrelerce yol olurum ayaklarının altında,
Yanaklarının allığına boyanır yüreğim, cehennem kırmızısı,
Ve tenimi yakacak kadar yakınsın bana,
Aşkın kadar uzak.
Rumuz platonik...


Yüreğimdeki fıtınada savrulan yaprak gibisin,
Hızlansam yakalamak için,
inadına kaçıyorsun önümde,
Dursam soluklanmak için,
kristal misali düşüyorsun yüreğimin tam ortasına,
Umursamasam hiç dönmesem yönümü sana,
türkü gibi kırılıyorsun dilimde,
Her notaya takılıyorum,
Nakaratlar sen oluyorsun,
Vokalim yine sen.
Rumuz platonik...

Bir de adını bilsem...
Ya sevdaysa çöller kadar sıcak,
Ya melekse ince kırılgan.
Hayır hayır gül olsa gerek ya da lale tomurcuk kokulu,
Eh deli gönül eh!
Leyla olsa ne olur?
Sen Mecnun olmuşsun,
Şirin olsa Ferhat.
Ama ne aşılacak bir çöl var arada,
ne delinecek bir dağ...
Rumuz platonik...

Geceler şafağa ermiyor artık,
Sessiz çığlıklar var dilimde,
Söyleyemiyorum, bilmiyorsun...
Senden başka ne varsa yıktım kalbimde,
Gözlerim bir uçurum yaram kanar içime,
Anlatamıyorum, anlamıyorsun.
Aşine bir yabancı sevdan,
Güneşsiz bir sabah, kızıl bir akşam üstü,
Mevsimsiz bahar, çiçeksiz yalınayak,
Ve müebbet bir hasret aşkın,
Zaman gardiyan yanıbaşımda...
Rumuz platonik...

Gardiyan!. Gardiyan!.
Kaçıncı voltam bu?
Kaçıncı koparışım tesbihi?
Kaçıncı yıkılışım dizlerimin üstüne?
Söyle; söyle o mu günahsız bir cennet meyvesi kadar?
Yoksa; yoksa ben miyim asılacak günahkâr?.
Gardiyan!. Gardiyan!.
Şafağın hangi vaktindeyiz?
Kaçıncı uykusuz gecem bu?
Kaçıncı darılışım mehtaba?
Hey gardiyan!.
Ya getir onu bana,
Ya sök şu ürkek kalbimi yerinden
Adresini sorma..
Rumuz platonik...

Erkan BAŞOK




 

ADIM ADIM ANADOLU'M

 

Çıktı gönül seyyah olup gezmeye

Şu Cennet ülkeme şiir yazmaya

Kars, Artvin ile şu Ağrı Dağı

Görünür çevresi kar Balaban'ım.

 

Van ile Hakkâri, Siirt ilimiz

Diyarbakır, Urfa, Mardin yolumuz

Erzurum, Erzincan'a uzar kolumuz

Yalancı Cennettir der Balaban'ım.

 

Elazığ, Muş ile Bingöl dâhili

Rize, Samsun, Sinop deniz sahili

Gümüşhane, Trabzon mısır tahılı

Çay, fındık, tütün de var Balaban'ım.

 

Tunceli, Amasya, Çorum'u geçelim

Yozgat'la, Sivas'ın suyun içelim

Yol uzuyor Malatya'ya göçelim

Şayet bilmez isen sor Balaban'ım.

 

Hatay'dan, Maraş’a gel Kayseri'ye

Adana, Mersin gitsek nereye

Konya, Niğde, Nevşehir kaldı geriye

Yeni yarı oldu der Balaban'ım.

 

Çankırı, Kırşehir, Isparta, Tokat

Gezeriz hamdolsun değiliz sakat

Ankara'yı övmem gerekir fakat

Burada durmamız zor Balaban'ım.

 

Afyon, Balıkesir, Bilecik, Ordu

Eskişehir, Zonguldak çevreyi sardı

İzmit, İstanbul'dan ayrılmak zordu

Ayrılık selamın ver Balaban'ım.

 

Antalya, Antep ve Manisa'yı

Kütahya, Denizli bunca arsayı

İzmir, Çanakkale, yeşil Bursa'yı

Gez dolaş her yanı gör Balaban'ım.

 

Adıyaman, Aydın geç Kastamonu

Bitlis, Adapazarı, Giresun, Bolu

Uşak'la Muğla'ya dönüyor yolu

Bir ara Burdur'a var Balaban'ım.

 

Coşturunca Mevla’m aşkın selini

Bir yandan bir yana sundum elimi

Tekirdağ, Edirne, Kırklareli'ni

Sade Türkiye'me yar Balaban'ım.

 

Balaban'ım şimdilik bu kadar yeter

Yozgat'la Sorgun'u bir daha katar

Esenli köyünde bir bülbül öter

Başka ülke sana dar Balaban'ım.

 

BEKİR BALABAN






Ozan Erbabi, Yazar Nurkal Kumsuz tarafından hazırlanan "SANATI VE HAYATIYLA BİR KARAKTER ABİDESİ MEHMET AKİF ERSOY" isimli sunumu okudu


Eğitimci Semra Meral Hanımefendi, Mehmet Akif'le ilgili konuşma yaptı




Deniz Dengiz Şimşek "Dilek"  adlı şiirini okudu


Kayseri basınının değerli temsilcisi Yüksel Kalkan Bey, Kayseri Şiir Akşamları ile ilgili düşüncelerini anlattı.


Betül Övünç şiirini seslendirirken


Şeyhmuz Çiçek "Üstadım" isimli şiirini okudu


Bünyamin Feyzioğlu, "Medeniyet Ölçüsü" adlı şiirini okudu


Mustafa Ferit Yıldız "Mehmet Akif Ersoy" adlı şiirini okudu


İsmail Adil Şahin "Yılmayan Asalet Akif" adlı şiirini okudu


İbrahim Mucuk "Bilirim" adlı şiirini okudu

 

.............................................

2. BÖLÜM:
SERBEST KONULU ŞİİRLER


Türk Sanat Müziği sanatçıları İzzet Ulutaş ve Hülya Şahinkaya 2 güzel eser seslendirdiler


Nihat İşman türkü söylerken


Yılmaz Tarhan bu hafta şiir yerine türkü söyledi


Aşık Ziya Şahin, her zamanki gibi sazını konuşturdu.


Kayseri'nin tek ve belgeli Filozofu Ömer Çolakoğlu ile Gazeteci Yüksel Kalkan söyleşi yaptılar


Hatice Sena Pembe "Bursa" isimli şiirini okudu


Aysel Fındık "Sen" adlı şiirini okudu



Ali Rıza Navruz, Nurullah Genç'in şiirini seslendirdi.


Aramıza yeni katılan Erkan Başok "Rumuz Platonik" isimli şiirini okudu
 
A. Kadir Göçmen şiirini okurken


dlı şiir denemesini okudu


Mehmet Ali Gül "Zannetme Yaşıyorum" adlı şiirini okudu


Ozan Sezini "Manevi Babam" dediği Hacı Ömer Yıldız'a yazdığı şiirini okudu


Bekir Balaban "Adım Adım Anadolu" isimli şiirini okudu


Adem Kozanoğlu "Filistin'de Vahşet" isimli şiirini okudu


Aramıza yeni katılan Emin Taşçı "İslamın" adlı şiirini okudu


Hilmi Erçelebi "Utanıyorum" adlı şiirini okudu


Mustafa Ünal şiirini okurken


Aşık Cefai "Gelir" isimli Şiirini okudu


Halit Doğan "Ağla Filistin" adlı şiirini okudu


Hakimiyet Gazetesi yazarı Yüksel Kalkan Bey, her hafta Kayseri Şiir Akşamları şiir dinletilerini gazetesinde tüm Kayseri'ye duyurdu. Teşekkürler Yüksel Kalkan, teşekkürler Kayseri Hakimiyet...


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz




Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz


Şairlerimiz ve misafirlerimiz

Şiir dinletilerimizin listesini hazırlayan Aysu kızımız

Kayseri Şiir Akşamlarına her türlü teknik destek veren iki can dost; Deniz Dengiz Şimşek ve Bünyamin Feyzioğlu


Filozof Ömer Çolakoğlu

.........................................................

 

 

 

                                                 

 

 


 
KAYSERİ ŞİİR AKŞAMLARI
 
WEB SİTE
http://kayserisiiraksamlari.tr.gg
E-POSTA
kayserisiiraksamlari@hotmail.com
Reklam
 
ŞİİR AKŞAMLARI
 



More Cool Stuff At POQbum.com

*****



şairler buluşuyor

HABERLER
 
KİMLER GELDİ KİMLER GEÇTİ
 
Sitenizesayac.com
GAZETELER
 
 
Bugün 7 ziyaretçi (27 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=